Türk Kültüründe Gelinler ve Ocaklar
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Ekim 2014, 03:35:13


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Kültüründe Gelinler ve Ocaklar  (Okunma Sayısı 5702 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 07 Mart 2010, 23:29:09 »

TÜRK KÜLTÜRÜNDE GELİNLER VE OCAK I

İnsanlık tarihinde, ateşin beş yüz bin yıldan beri yakıldığı bilinmektedir. Bu sürenin
başlangıcından itibaren ateşin insan hayatındaki yararları ve gösterdiği gelişme bir yana,
onunla ilgili birçok inanma ve tören de ortaya çıkmıştır. Hatta dünya üzerinde, bazı ilkel
kavimler arasında ateş bir tapınma unsuru olagelmiştir. Nitekim burada, İran ve Hindistan gibi
bazı kültürlerde ateş Tanrılarının olduğunu hatırlamalıyız. Bunun yanında, Yunan mitolojisinde
Prometheus ve onun etrafında anlatılan mitlerde de ateşle ilgili uygulamalar bulunmaktadır.
Ayrıca bazı Asya, Avrupa ve Afrika milletlerinin, ateş ve onun kullanımı ile ilgili birtakım
inanmalarını da bu arada sayabiliriz.
Dünya üzerindeki belli başlı kültürlerin ateşle ilgili düşünüş ve ianışın olduğu kadar,
Türk düşünce sisteminde yerini almasını sağlayan, onun
etrafında gelişen birtakım inanma ve âdetler de vardır..İnsan psikolojisi ve
onun tabiat karşısında davranışının ortaklıkları sebebiyle ateşle ilgili farklı kültürlerde, farklı
ırklarda benzer noktaları belirlenmiştir.

Türklerde ocakla ilgili inanma ve gelenekler; birlik, bütünlük, sağlık, ebedîlik ve
Tanrıyla ilgilidir. Düşünce sistemimizde Türk hayatının sürekliliği de ancak Tanrı kut'u ile
sağlanmaktadır. İşte bu kutun üzerimizde kalması için her aile ocağının daima yanması
gerekiyor. Buna bağlı olarak ocağın sönmesi, ocağın dağılması ve ocağın batması da Tanrı’nın
gazabına uğrayıp Tanrı kutu’nun o aileden uzaklaşması ile ilgilidir. İşte aile ocağının, Tanrı
ocağı olarak görülmesi sebebiyle de, onun söndürülmesi veya dağıtılması yapılabilecek en
kötü fiildir. Ocağın sönmesi, ailenin soyunun tükenmesi anlamına gelmektedir. Aynı zamanda,
"Ocak; yuva, ata ve baba ocaklarına dayanmakla değerleniyordu." (1) Yani ocağın sahibi,
ailede Tanrıyı sembolize eden babada aranıyordu. Çünkü Türk’ü koruyan Tanrı, Türk ülkesini
yöneten hakan, ailenin reisi de babadır. Bu yüzden ailede Tanrıyı baba sembolize eder ve
ocağın sahibi de odur. Bu sebepten dolayı onun korunması ve ona saygı duyulması gerekir.
Kısaca Türklerde ateş kültünün, aile ocağı kültü ile yakından ilgili olduğu görülüyor.
Aile ocağı inanışının Türk kültüründe yerini bulduğu bir uygulama da düğünlerde
gerçekleştirilen âdetlerdir. Türk boyları düğün törenlerinde sıkça rastladığımız ateş, ocak ve
bunlarla ilgili olarak uygulanan törenler, bize Türk din ve kültür tarihi içerisinde ateş ve ocak
kültünün köklülüğünü göstermektedir. Şimdi, konuyu aşağıdaki başlıklar altında
değerlendirmeye çalışacağız.


a. Türk Destan Geleneğinde Kadınlar ve Ocak
Dünya üzerinde, İran ve Hindistan'da olduğu gibi Türklerde bir ateş kültü yoktur.
Buralarda sönmeyen kutsal ateş, evin dışında ve tapınılacak yerlerde yakılır. Türklerde ise
kutsal olan, evin içinde bulunan aile ocağıdır. (2) Ailenin sembolü, evin merkezinde bulunan
ocaktır. Nitekim, evlilik törenlerimizdeki ocak ve ateşle ilgili inanma ve âdetler de evin
merkezinde bulunan bu ocak etrafında gerçekleştirilirdi.
Kuzeydeki Türk gruplarından Yakutlarda evlilik, sönmeyen bir ateş yakma şeklinde ifade
edilmektedir. (3) Çünkü evlilik sırasında yeni bir ocak kurulmuş oluyordu. Bu ocağın daima
yanması gerekmektedir. Bunun sebepleriyle ilgili bazı bilgileri yukarıda vermiştik. Altay
Türklerinin kahramanlık destanlarında Alıp Manaş bu düşünceyi şöyle dile getirir:
"Ak Kağan vardır
Onun erkek yüzü görmeyen
Erkek eli değmeyen
Erke-Karakçı diye kızı vardır.
Ateşim onunla birlikte yanmış." (4)
Alıp Manaş'ın, Erke-Karakçı ile kaderlerinin birleşeceğini, ateşlerinin birlikte
yanmasıyla ifade etmesi oldukça dikkat çekicidir. Her hâlde bu, sönmeyen bir ateş yakma fikri
ile ilgili olsa gerektir.
Türklerde ocağın közü, sahibi erkektir. Fakat ocağa bakan, onu bekleyen, besleyen ise
kadındır. Nitekim, Türk kültür tarihinin şaheseri Dede Korkut Kitabı’nda "Oğul atanuñ
yetiridür iki gözinüñ biridür. Devletlü oğul kopsa ocağınuñ közidür." deniyor. (5) Ateşin kolay
elde edilemediği zamanlarda, ateş yakmak için köz ocakta saklanırdı. Dolayısıyla evin ocağı
hep yanık kalmak durumundaydı. Böylece ateş, istenildiği zaman kolayca kullanılıyordu. Baba
ocağının közü de ancak "devletlü oğul" olabilirdi. Yani aile ocağını da gerektiğinde oğul yanık
tutacaktı. Kadın ise bu közün alev almasını sağlayan bir kıvılcım olmalıydı. Türkiye'de
Türkmenlerin söylediği "Er obanın alafı, kız evin közüdür." sözünü de burada hatırlatmalıyız.
Biz bu sözün erkek ve kızların sosyal durumları ile ilgili olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu,
gelinler için değil kızlar için söylenmişti. Buna göre kızlar evin közü iken ve evde saklanırken
erkekler, obanın ateşidirler. Yani tüm obadan sorumlu olabilirler.
Dede Korkut Kitabı'na dönersek burada, kadınlardan bahsederken iyi huylu ve
evine sadık olanlar için "Ocağuña bunçılayın 'avrat gelsüñ." denir. Kötü huylu ve yuvasına
sadık olmayan kadınlara ise "Ocağuña bunçılayın 'avrat gelmesün." denir. (6) Oğuz Türklerinin
kutsal atası Dede Korkut’un, kadınları değerlendiren bu deyişlerinde büyük anlamlar
yatmaktadır. Yani yeni kurulacak ocak için seçilen kadın, aynı zamanda kutsal ocağın da
bakıcısı olarak erkek evine gelmekteydi. Bu sebeple de Dede Korkut Kitabı'nda böyle
uyarılarda bulunuluyor.
Ocağın ev içerisindeki yerinin ayrıntılı olarak anlatıldığı Er-Sogotoh destanında ise
kadınlar ve ocak arasındaki ilişkiyi sembolize eden dikkat çekici bölüm şöyledir: "... Evi, onun
yurdunun üstünde tıpkı mavi bir duman gibi görünüyormuş. Kırk pencereli, kırk köşeli bir
evmiş. Her köşesi gümüşten yapılmış imiş. Evin ortasında büyük bir salon varmış. Bu salonda
da üç ocak bulunur ve her ocağın üstünde de baca tütermiş. Her ocağın başında da birer kadın
otururmuş..." (7)
Destanın bizim elimize geçen şeklinde ise ocak, bunların bacaları ve başlarında duran
kadınlar ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Ancak salona girer girmez, bütün
eşyaların içerisinde ocağın yerinin ve başlarında duran kadınların özellikle belirtilmiş olması
önemlidir. Kadınlara gelince onlar da her hâlde ocağın yanmasını, tütmesini sağlayan, ona
bakan, onu besleyen birer muhafız olmalıdırlar. (8.) Destanda görülen bu motif, ocak ve kadın
ile ilgili Türk düşünce sistemini özetler niteliktedir. Er-Sogotoh gibi Tanrı tarafından özel
olarak yaratılmış ilk insanın evi ve ocağının da bu özellikleriyle belirtilmesi önemlidir.
Ocağa karşı gösterilen saygının, selâmın yanında, onun kutsallığı, korunması ve bakımı
ile ilgili geleneklerin de aile ocağı anlayışıyla ilgili olduğunu düşünüyoruz. Yukarıda
sunduğumuz Er-Sogotoh destanında karşılaştığımız üç ocağın başındaki üç kadın da bu anlayış
gereği ocak bakıcısı olarak onun başında bekliyordu.
Altay Türklerinin mitolojik unsurlarla dolu olan aşağıdaki dualarında da ocağı anne
koruyordu.
"Atamızın (çakmak taşıyla) yaktığı alevli ateş!
Anamızın gömdüğü, taş ocak!
Parlak göklere yükselen boz duman! (9)
Bu konular üzerinde etraflıca çalışan Bahaeddin Ögel'in dediği gibi, bu duaları tam
olarak anlayabilmek çok zordur. Duadan anlayabildiğimiz kadarıyla ocağı anne kuruyor, ateşi
ise baba yakıyor. Bu yorum yine Ögel'e aittir. Ancak bugün çoklukla ocağı anne yakar. Bu, eve
yeni gelen geline verilen bir görevdir. Hatta bununla ilgili olarak bazı yerlerde gelin adayı
olacak kızın ateş yakışına da bakılır. Kırgız Türkleri’ne ait bir geleneğe göre ise Isık Göl
civarındaki köylerde, "Yanan ateşi korumak, yani sönmesine mani olmak gelinin görevidir.
(10) Nitekim ateşin yalnızca çakmak taşıyla elde edildiği zamanlarda bu zor işi ancak bir erkek
yapabilirdi. Bu, ancak ilkel topluluklarda böyledir. Sonradan bir görev değişimi olsa gerektir.
Günümüzde bile böyle durumlarda "Ateşi baba bulup yakar; ocağın başında ocak işleri için ise
ana oturur." (11)
Bizim düşüncemize göre Er-Sogotoh destanında karşılaştığımız üç ocağın başındaki üç
kadın da her hâlde yukarıdaki duada işaret edilen analarla aynı işi görüyordu. Bu, Türk düşünce
sistemine uygun bir yorumdur. Altay şamanlarının "ene kömgen tas ocak" yani ananın
gömdüğü taş ocak sözü de bu açıdan destandaki motifle ilgili görünüyor. (12)
Bugün, Anadolu ve diğer bütün Türk bölgelerinde, kurulan ocağın bakıcısı, koruyucusu
olan kadınla, yani gelinle ocak arasında gerçekleşen çeşitli gelenekler mevcuttur. Bunları,
gelinin yeni geldiği ocağa selâmı şeklinde özetleyebiliriz. Bu konunun en güzel örneklerinden
birini, içerisinde Türk mitolojisinin birçok unsurunu da bulabildiğimiz Manas destanında
görüyoruz. Ak-Saykal Hatun, nikâhı kıyıldıktan sonra aile ateşine (ocak) selâm verir. Yine
Bahaeddin Ögel'in cümleleriyle ifade edersek "Manas destanı kahramanlarının yaptıkları dinî
törenler, bir parça İslâm tesiriyle karışık Şamanlık törenleridir." (13) Bu sebeple destan, pek
çok mitoloji unsurunu düşünce sistemimize en uygun şekliyle içerisinde barındırmaktadır.
Gelinlerin ocağa selâmı da destanda yer alan bu çeşit motiflerden biridir. Buna göre Alp
Semetey'in annesi, oğluna "Akşam namazını kıl da Akboz kısrak kurban kes. Babanın ruhunu
çağır." diyordu. Gelin de, nikâhtan sonra aile ateşine selâm veriyordu.
"Töböldön baytal soydurdu
Tögörök curtun cıydırdı.
Saykalga nike kıydırdı
Üykö kirdi Ak Saykal
Enkesi selâm kıldı deyt
Otka kelip Ak Saykal
Otka selâm kıldı deyt..."
[Alnında beyazı bulunan genç kısrağı kurban kestirdi, çevredeki halkını yığdırdı.
Saykal'ın nikâhını kıydırdı... Ak Saykal eve girdi, eğilip selâm verdi ve ateşe gelip selâm
verdi.] (14)
Görüldüğü üzere, nikâhtan sonra eve gelen gelinin yaptığı ilk iş ocağa saygısını
göstermektir. Buradaki ve diğer örneklerdeki uygulamaların ateşe değil, ailenin sembolü olan
ocağa yapıldığı açıktır. Nitekim ocak, ailenin ve hayatın sürdüğünü gösteren bir delil niteliği
taşır.
Türk düşünce sisteminin en orijinal şeklini yansıtan destanlar, kültür tarihimiz açısından
çok önemlidir. Aile ocağına kadının saygısını gösteren bu destan parçasını da iyi yorumlamak
ve değerlendirmek gerekmektedir. Bu sayede bugün bütün Türk dünyasında gerçekleştirilen bu
türden âdetleri en güzel şekilde yorumlayabiliriz.
Abdülkadir İnan, kadınların aile ocağına saygılarıyla ilgili olarak şunları söyler: "Yeni
gelen gelinlerin ata çadırının ocağındaki ateşe selâm verdiklerini ben çok gördüm. Buna
Kazaklar "tecim" derler ki, galiba, Arapça "tâzim" kelimesinin bozuntusu olsa gerek. Hocaları
çok olan bölgelerde bu âdet yasak edilmiştir." (15) Bu geleneği, İslâmiyete aykırı bulunduğu
için Anadolu'da bulmak çok zordur. Fakat bazı yollarla koca ocağına saygı mutlaka
gösteriliyordu. Biz de bunun örneklerini aşağıda sıralamaya devam edeceğiz.


          KAYNAK İÇERİĞİ
1. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, C. II, Ankara 1995, 502.
2. age., 504.
3. ay.
4. Metin Ergun, Alıp Manaş, Ankara 1998, 102.
5. Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, C. I, Ankara 1994, 74.
6. age., 67-77.
7. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, C. I, Ankara 1993, 105.
8. Sevilay Tekfidan, Türk Kültüründe Ateş Kültü, Konya 1999, 41, bitirme tezi.
9. Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara 1995, 131.
10. Zekeriya Karadavut - Mustafa Aksoy, "Kırgız Gelenekleri ve Abramzon", Türk
Yurdu, 21 (171), Kasım 2001, 58-61.
11. Ögel II, 503.
12. age., 510.
13. ay.
14. Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, C. I, Ankara 1987, 140-141.
15. ay.
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:12:51 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 07 Mart 2010, 23:35:46 »

TÜRK KÜLTÜRÜNDE GELİNLER VE OCAK II

b. Âdet ve İnanmalarda Gelinler ve Ocak
Yukarıda sunduğumuz destan parçaları, bize daha eski Türk yaşayış ve düşünüşünün
örneklerini göstermektedir. Millet hafızası, elbette bunları bir şekilde saklayıp bazılarını
günümüze kadar sürdüregelmiştir. İşte, biz de bu başlık altında bunların günümüze kadar
gelebilen uygulamaları üzerinde duracağız. Konumuzla ilgili bilinen en dikkat çekici
örneklerden birine göre, Altay Türkleri arasında nişanlı kızlar dahi "Zaman zaman
nişanlılarının evlerine geldikçe, yere kadar eğilir, ocağa saygı gösterirlerdi. Buna karşılık da
"Ocağın asla sönmesin." diye duada bulunurlardı..." (16) Anlaşılan o ki, gelinler daha o ocağa
gelmeden, ona karşı olan saygılarını ispatlamak durumundaydılar.
Kazak-Kırgızlar arasında tespit edilen, gelinin ocağın etrafında üç defa dolaşması,
başını ocağa değdirmesi geleneği vardır. (17) Bu uygulama bugün Anadolu'nun bazı
bölgelerinde de gerçekleştirilmektedir. Aksaray'ın Ortaköy ilçesinde yapılan düğün
törenlerinde gelenek, sembolik olarak yaşatılır. Buna göre, gelin, koca ocağına geldiği zaman,
ocağın sembolü olan saç etrafında üç defa dolaştırılır. (18) Aynı uygulama Adana'nın Kozan
ilçesinin bazı köylerinde isli kazan etrafında yapılarak sürdürülmektedir. (19) Yine aynı
gelenekle Makedonya'da, Jitinonik-Debre Türkleri’nde de karşılaşıyoruz. Gelin, gerdeğe
girmeden önce, kayın validesi onu ocağa gotürür ve kafasını ocağa üç defa vurur gibi yapar.
"Böylece bu ocağın kutsiyetini ve bereketini unutma, yeni mesul sensin, demiş olur." (20)
Burada sıraladığımız örneklerden de anlaşılan şudur ki, gelinler ve ocak arasındaki
uygulamalar bütün Türk dünyasında çeşitli ve benzer şekillerde yorumlanarak
gerçekleştirilmektedir.
Türk kültüründe ocağın kendisi yanında; duman, alev, is ve ışık gibi unsurlarında da bazı
hikmetler aranmıştır. Kastamonu'da Daday çevresinde, gelin evinden çıkarken maya, kaşık,
mıh ve kül alınır. Alınan kül, damadın evine gelindiğinde, ocağın sembolü olan ekmek sacının
ortasına dökülür. Buradaki inanç, "Gelin, nasibi ile gelir." niyetidir. (21) Yani yapılan iş,
ocağın bereketini sağlamak ve derinde bunun için verilen garantiyi göstermek içindir.
Yine, eski geleneklerini en canlı şekliyle yaşatan Altay Türklerinde gerçekleştirilen başka
bir uygulamada komşular yeni gelinin evine odun getiriyorlar ve ocağa yerleştirerek, "Ocağın
hiçbir zaman sönmesin!" diye dua ediyorlar. (22) Bu gelenekte de kadınlar ve ocak arasında
kutsallaştırılan bağı gösteren unsurlar vardır. Bizim bu konuyla ilgili olarak söyleyebileceğimiz
şudur ki, Altay Türklerinde ocak yakmakla görevli olan kadına, başka kadınlar da yardım
ediyorlardı. Bu, ancak yeni kurulan yuva ocağının yanması için bir destek olabilir. Gelin ise
ocağa bakan, onu besleyen sorumluluk sahibi bir kişidir.


c. Gelinlerin Ocağa Selâmı ve Saçı
Türklerde, evliliğin sönmez bir ocak kurmak ya da ateş yakmak şeklinde ifade edildiğini
biliyoruz. Bu durumda, ocağın ateşinin de çeşitli törenlerle selâmlanması, beslenmesi gerektiği
düşünülüyor. İşte bunun için, kaynağı çok eskilere dayanan ve Türk boylarının hemen hepsinde
görülen çeşitli gelenekler meydana gelmiştir. Bu anlamda verdiğimiz örneklere devam edersek,
Yakutlarda kız kaçırma usûlüyle yapılan düğünlerde, delikanlının arkadaşları, kız kaçırıldıktan
sonra çalı çırpıdan bir otağ (odag) yaparlar. Bu otağın kapısı yoktur. Güvey ile gelin burada üç
gün kalırlar. Bunlar ateşlerini çakmak taşıyla kendileri yakmak zorundadırlar. Dışarıdan ateş ve
kibrit verilmez. (23) Çünkü kibritle yakılan ateş Rus ateşi olarak değerlendirilmektedir. Bu
gelenekte de ilk defa yakılan aile ateşine verilen önemi görmekteyiz. Buradan çıkarılabilecek
tek yorum ise bu insanların, bir kadın ve bir erkekten meydana gelen aileyi ve temelde bir ocak
kurabildiklerini ispatlıyor olmalarıdır. Yani ocak, yalnızca kurucu ailenin kendi çabasıyla
yakılarak değer kazanmaktadır.
Bizim de konuyla ilgili olarak belirlediğimiz bir âdet, Mersin'in Gülnar ilçesinin
Topraklık köyünde gerçekleştirilmektedir: Düğün günü damat, dağda katırlara "çıra" yükler
ve bunları gelinin evine getirir. Sabah saatlerinde, orada ocak taşı kurulur ve düğün günü kız
evinde yenilecek ekmek bu çıralarla yapılır. Gelin alma zamanı gelince de meydanda yakılan
aynı ateşten gelin atlatılır. (24)
Ayşe Çınar'dan derlediğimiz bu âdete göre, eğer gelin ateşten atlarken ayakkabısını
ateşin içine düşürür, gelinliğinin bir ucunu tutuşturursa evliliği yarım kalır. Kısacası bu, iyiye
işaret değildir. Eğer böyle olursa bir süre sonra gelinin ya kendisi, ya eşi, ya da aile fertlerinden
biri ölecek yahut da başka bir felâkete uğrayacaktır. Kaynak şahsımız Ayşe Çınar, köyde
bunun örneklerinin çok yaşandığını da belirtmektedir. Eğer gelinin atlaması başarılı olur ve
elbisesini ateşe iliştirmez, ayakkabısını ateşin içine düşürmezse o gelin atiktir ve iyi bir ömür
sürecek, geldiği ocağa hayır getirecektir. Aynı zamanda bunun bir arınma hareketi olduğunu da
kaynak şahsımız ayrıca belirtmiştir.
Kendisinden bu bilgileri aldığımız kişi, uyguladıkları bu hareketin ateşe bir saygı anlamı
taşıdığını söylemektedir. Ayrıca yeni bir ocak kuracak olan kadının, yine ateşle denenmiş
olduğunu düşünüyoruz. Temizlenme törenleriyle ilgili olarak Plano Carpini'den nakledilen
bilgiye göre, Göktürk Devleti'ne elçi olarak gönderilen Bizanslılar iki ateş arasından
geçirilmişlerdi. Ateşle temizlenme törenlerinin en eskisi budur. Aynı geleneğin ya da
benzerlerinin birçok yerde tören hâlinde yaşandığını da bilmekteyiz.
Yine günümüze dönersek Uygurlarda gelin kızın geçeceği yola belli aralıklarla ateş
yakılır. Erkeğin evinin önüne gelindiğinde gelin, kilime sarılıp ateş üzerinden geçirildikten
sonra içeriye alınır. (25) Ya da Mersin'de uygulandığını belirlediğimiz şekilde olduğu gibi,
gelin gotürülürken ateş yakılıp üzerinden atlatılır. (26) Sivas'ın Karaözü kasabasında
uygulanan bir başka gelin indirme âdetine göre ise gelin, attan indirilir indirilmez hemen orada
hazırlanmış kül üzerine konulmuş köze bastırılır. İnanışa göre, bu işlem gelinin geldiği eve köz
gibi yapışması için uygulanır. Yani âdet, gelinin evine sahip çıkması içindir. (27)
Gelinlerin geldikleri evin ocağına bağlılıklarını ve saygılarını gösteren âdetler bütün
dünya Türklüğünde görülür. Bunun en dikkat çekici örneklerinden birini yine Altay
Türklerinde buluyoruz. Türk düşünce sistemini yabancı etkisinden en uzak ve özgün şekilde
yaşatan bu Türk bölgesinde gelin, kayın pederinin "yurt"una girdikten sonra ocağın önünde
yere kadar eğilir. Bunun üzerine kayın peder veya akrabalardan biri gelini "takdis" ederek
şunları söyler:
"Allah'ın gözleri sana baksın,
Yaşlıların takdisi sana konsun,
Yüksek Tanrının gözleri sendedir!
Yüksek adamların takdisi sendedir!
Oturduğun yerin külü bol olsun!
Koyun ve kuzu sürülerinden
Daha çok neslin olsun!
Yabanî horozun yavrularından
Daha çok çocuğun olsun!
Otlaktaki çalılardan daha sık
Tarladaki ekinden daha sık olsun!
Önünde her zaman ay ışıldasın
Arkanda her zaman güneş parlasın!
Önünde, mantonun eteğinde çocuklar,
Arkanda, hayvanlardan sürüler bulunsun!
Üç yaşılı atlar kulun doğursun!
Dört yaşılı atların tohumlar bulsun!
Elbisen her zaman temiz kalsın!
At sürülerin artık zayıflamasın!
Arkan tembelleşmesin!
Hayatın uzun olsun!
Günlerin ebedî olsun!
Alınacak şey kalmadığı zaman da almalısın,
Tutulacak şey kalmadığı zaman da tutmalısın!
Aklın çabuk işlesin,
Ruhun çabuk kavrasın!
Akrabaların seninle çekişmesin,
Omuz bağların seni ezmesin!
Altındaki zemin demir gibi sağlam olsun!
Sana karşı gelenlere demir gibi davranmalısın!
Mangalın taş gibi sağlam olsun!
Külün yığınlar yapsın!
Yaşadığın yer sıcak olsun!
Ateşin her zaman sıcak versin!
Gıdan besleyici olsun!
Aşların bol bol aksın!
Evinde elbisen çok olsun!
İçine girdiğin ev ne güzeldir!
Tanrı iradeni kuvvetlendirsin.
Bir ardıl doğurasın.
Kolundan hasta olmayasın!
Koltuk altların ağırmasın!
Haşmetli bir oğlun olsun!
Birçok ziyafetler hazırlayasın!
Yüz, yüz yıllar yaşayasın
Sürekli bir yarış atına binesin!" (28)
Bu duada da daha önce belirttiğimiz ateşin temizleyici gücü ve gelin gelecek kızın her
türlü kötülükten sıyrılarak gelmesi fikriyle karşılaşıyoruz. Bu, elbette ateş aracılığıyla
yapılıyordu. Yukarıdaki duada eve yeni gelen geline, "Oturduğun yerin külü bol olsun."
denmektedir. Söyleyebileceğimiz şudur ki, ancak yanan ve yakacağı bol olan bir ocağın külü
bol olabilir. Bu da her hâlde zenginlik ve bereketi sembolize eder. Duanın devamında ocaktan
bereketle, zenginlikle, ferahlıkla ilgili pek çok şey istenirken "Mangalın taş gibi sağlam olsun!"
deniliyor. Burada, önemli olan şudur ki bu istekler, Tanrıya iletilmesi için ocak başında
yapılmaktadır. Ayrıca bu geleneğin, ocağa selâm ve saygıyı sunmak olarak da
değerlendirildiğini biliyoruz.
Yukarıda sunmaya çalıştığımız bu türden örneklerin sayısını arttırabiliriz. Oysa asıl
önemli olan, böyle inanışların kökünde yatan düşüncedir. Biz de gelinlere uygulatılan ocakla
ilgili bu çeşit geleneklerin sebebini yine diğer bir gelenekle açıklamayı uygun gördük. Sivas'ta
çocuğu olmayan kadınlar tandır bacasından geçiriliyor. Tandırın Türk kültür hayatındaki yerini
yaşı ellinin üzerinde olan hemen herkes hatırlayacaktır. İnsanlar için evin merkezi olan ocak,
ısınmak için kullanılan tek yer idi. Üstelik yemekler onun üzerinde pişirilmekteydi. Uzun kış
gecelerinde, insanlar ayaklarını ona doğru yöneltip uzun ve tatlı sohbetler ediyorlardı. Kısacası
daha eski zamanlarda evin en önemli merkezi burasıydı. Dolayısıyla Türk insanı, bu önemli
yere kutsallık yükleyip, burayla ilgili çeşitli inanışlar geliştirmiştir. İşte bu düşüncenin,
yaşayışın sahipleri, uğursuz sayılan ve çocuğu olmayan gelini de ocağın bacasından
geçirmektedirler. (29) Zaten Türk inanış sistemi incelendiğinde, bacaların Tanrıyla
haberleşmek için önemli bir vasıta olduğu görülecektir. Soyunun devamı için kadına bu
yeteneği vermesi beklenilen unsur da isli tandır bacası oluyor.
Buraya kadar verdiğimiz örneklerde bir konuyla karşılaşıyoruz: Gelinlerin ocaktan
istedikleri bir şeyler vardır. Kadın, bu istekleri yerine gelmiyorsa yine o kutsal yere gidiyor ve
eğer oradan geçebilirse, sahibi olduğu ocağı alevlendirebilme yeteneğine kavuşuyor. Ayrıca,
üzerindeki uğursuzluktan kurtulmuş oluyor. Bunlar, sebep sonuç ilişkisi içerisinde
değerlendirildiğinde bu düşünce sisteminin daha rahat anlaşılabileceğini düşünüyoruz.


            KAYNAK İÇERİĞİ
16. Ögel II, 512.
17. Hikmet Tanyu, "Ateşle İlgili İnançlar", Birinci Uluslar Arası Türk Folklor Kongresi
Bildirileri, C. IV, Ankara 1976, 292.
18. Sevim Tekfidan, Ortaköy (Aksaray) 1952, ilkokul mezunu, ev hanımı.
19. Mustafa Türkeli, Kozan 1975, üniversite mezunu, öğretmen.
20. Yaşar Kalafat, Makedonya Türkleri Arasında Yaşayan Halk İnançları, İstanbul 1994,
39.
21. Ata Erdoğdu, Kastamonu Folkloru 2, Kastamonu 1993, 146.
22. Ögel II, 505.
23. Tarihte ve Bugün Şamanizm, 166.
24. Ayşe Çınar, Mersin 1985, ilköğretim, annesinden duymuş.
25. Abdülkerim Rahman, Uygur Folkloru, (çev: Soner Yalçın - Erkin Emet), Ankara
1996, 107.
26. Rahman, 138.
27. Ahmet Özerdem, Tarihi Kültürü ve Folkloruyla Karaözü, Ankara 1994, 109-110.
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:13:02 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 07 Mart 2010, 23:40:46 »

TÜRK KÜLTÜRÜNDE GELİNLER VE OCAK III


ç. Odun Ümmecisi ve “Allah senin oğluna da göstersin.” Duası Üzerine
Yine konumuzla ilgili olarak Anadolu’nun bazı bölgelerinde uygulanan Odun ümmecisi
geleneğinden bahsetmek istiyoruz. Âdete göre, "Odun ümmecisi" olarak bilinen bir grup,
düğün başlayınca eşeklerle dağa oduna gider. "Dayı Başı" denilen ve bunlara başkanlık eden
kişi, yaklaşık yüz eşek yükü gelen bu odunlardan seçtiklerini bir delikanlıyla kız evine
gönderir. Ardından köye geldikleri zaman bütün delikanlılar toplanır. Köyün içinde dolaşan
delikanlılar evlere bir iki odun atıp, "Allah senin oğluna da göstersin." diye duada bulunur.
Evin sahibi de tavuk, yağ, şeker, vb. bir hediye verir. Delikanlılar, sonunda birleşip
topladıkları tavukları birkaç gün boyunca yerler. (30)
Yukarıda sunduğumuz gelenekte, "Allah, senin oğluna da versin." diyen delikanlıların
yaptıkları iş bellidir. Gerçekleştirilecek düğünle yeni bir ocak kurulacaktır ve onlar da bu
ocağın tütmesini sağlamak için odun getirmektedirler. Bu gençler, söz konusu duayı edip, ev
sahibine ileride oğulları tarafından kurulacak ocak için birkaç odun vermişlerdir bile. Sonuçta
bu ocak ancak ona bir bakıcı (gelin) alındığında kurulmuyor muydu? İşte varmak istediğimiz
sonuç şudur: Türk kültüründe yeni ocak kurmak, erkeğe verilen çok önemli bir görevdir.
Ancak, onu besleyip bakacak olan da, o ocağın kadınıdır. Türk dünyasındaki düğün âdetleri
içerisinde yer alan bütün bu türden gelenekler de işte bu düşüncede kendisi yer bulabilecektir.
Dikkat edilirse gözden geçirdiğimiz bütün geleneklerde bir ocağa bakıcı olarak seçilen kadın
da önce o ocağa saygısını sunup daha sonra ondan istediği faydaları söylemektedir.


d. Düğün Türkülerinde Ocak
Konuyla ilgili olarak ele alacağımız son husus da gelinler için söylenen düğün
türküleridir. Türkiye'de düğün türkülerini incelendiğimiz zaman gelin ve kurulacak ocak ile
ilgili çeşitli motifler olduğunu fark ettik. Hamit Zübeyr Koşay'ın Türkiye Düğünleri Üzerine
Mukayeseli Malzeme adlı kitabında naklettiği düğün türküsü bu konu için çok anlamlı bir
örnektir:
"Odun alır kucağına
Varır elin ocağına
El oğlunun kucağına
Ney ney neyleyeyim aman." (31)
Gelin, "elin ocağına", kucağında odunlarla geliyor. Bu fikrin Türkiye'deki Türkmenlerin,
"Er obanın alafı, kız evin közüdür." (32) görüşüyle paralellik gösterdiğini düşünüyoruz. Yani
erkek alevdir, yanar fakat o obanın ateşidir, evde saklı değildir. Kadın ise evden, evdeki ateşten
sorumludur. Bu yüzden kadın, evin közünü söndürmemek için kucağında odunlarla geliyor.
Yine aynı düşüncenin bir başka örneğinden bahsedelim: Makedonya'da Vlondova Yörük
Türklerinde, evlilik öncesi istetmelerde, "Dünür Gitme" âdetleri vardır. Buna göre oğlan
babası, kız evine varınca ocağın etrafında oturur ve ateşi karıştırır. (33) Bizim buradan
anladığımıza göre, kız babasının ocağını karıştıran baba, ocağını her zaman bekleyecek bir köz
ve bakıcı istiyor.
Anadolu'nun pek çok yerinde söylenen türkülerde sahip olduğumuz kültürle ilgili birçok
konuyla karşılaşıyoruz. Benim de çocukluğumdan bu yana annemden pek çok defa dinlediğim
bir türküde, Türk insanının hayatında ocağın yerini alan Tandır, bir gelin adı olarak karşımıza
çıkmaktadır. Hikâyeye göre evlendikten sonra çalışmak için Adana civarına gurbete giden bir
adam, tam on sekiz yıl memleketine dönmez ve eşini görmez. Bu arada, yeni gelin olan kadın
ise evini, ocağını terk etmemektedir. Aynı zamanda kadının, kendisini bu kadar uzun süre
görmeyen kocasından bir de oğlu olmuştur. Nihayet evini ocağını hatırlayıp memleketine
dönen koca, eşini on sekiz yaşında bir delikanlı ile görünce, onun hakkında yanılır ve bu sırada
şu türküyü söyler:
Akşamınan Tandır Gelin
Kandilini yandır gelin
Yanındaki şu yiğidi
N'olur bana bildir gelin.
Tandır Gelin de şu cevabı verir:
Akşamınan tandırmışım
Kandilimi yandırmışım
Yanımdaki bu yiğidi
Gül memeden emzirmişim. (34)
Biz bu türküyü konumuz açısından çok anlamlı bulmaktayız. Nitekim kocası evini,
ocağını bırakıp gittiği, kendisini yıllarca arayıp sormadığı hâlde o, evine ve ocağına bakmaya
devam eden kadının adı, Tandır Gelin'dir. Şimdi burada Türkmenler'in "Er obanın alafı, kız
evin közü." anlayışı ispatlanmış oluyor. Konuyu bu şekilde ortaya koyunca, durumun sıradan
bir tesadüf olmadığı açıkça hissedilmektedir. Görüldüğü gibi Türk kültüründe aile ocağı ile
gelin arasında bir şekilde bir ilişki mutlaka kurulmaktadır.
Yine başka bir türküde:
Ocak başında beşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Kız (gelin) evlerin yakışığı
Gelin hoş geldin
Ağama eş geldin. (35)
Bir başka düğün türküsünde de şöyle sesleniliyor:
Çaktılar ocak taşını,
Gurdular düğün aşını,
Gız sabahtan gideceksin
Çok ağlatman gardaşını (36)
Elbette biz bunları söylerken ocak kuranın erkek olduğunu unutmuyoruz. Geleneğe göre
ocağı erkek kurar, kadın ise onun bakıcısıdır. Bunu dile getiren bir türkümüz ise şöyledir:
Sandığım dolu bezinen
Yüreğim yandı közünen
Komşular bir oğlan verin
Ocak mı yanar kızınan (37)
Yalnız bu konuyu karıştırmamalıyız. Mesele şudur ki erkek, ocağın kurucusu ve
sahibidir. Onu yaşatıp yakmak ise kadına aittir. Bu da zaten şu anda konumuzu yakından
ilgilendiren asıl husustur.


                   KAYNAK İÇERİĞİ
28. Willhelm Radloff, Sibiryadan Seçmeler, (çev. Ahmet Temir), İstanbul 1976, 177-
178.
29. Yavuz Bülent Bakiler, "Sivas'ta Batıl İtikatlar", Sivas Folkloru, 2 (14), Mart 1974, 8.
30. Selçuk Üniversitesi Türk Halk Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi Arşivi.
Derleyen: Ümit Türk, kaynak kişi: Tahsin Tüfekçioğlu.
31. Hamit Zübeyr Koşay, Türkiye Türk Düğünleri Üzerine Mukayeseli Malzeme, Ankara
1944, 172.
32. Ali Rıza Yalman [Yalgın], Cenupta Türkmen Oymakları, C. II, Ankara 1933, 66.
33. Kalafat, 30.
34. Hayrettin İvgin, "Tandır Gelin", Sivas Folkloru, 7 (76-77), Mayıs-Haziran 1979, 20.
35. Mehmet Ali Tipi, "Konya'nın Bozkır İlçesinde Kız İsteme, Nişan ve Düğün", Türk
Folklor Araştırmaları, 6 (127), Şubat 1960, 2091.
36. Selçuk Üniversitesi Türk Halk Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi Arşivi.
Derleyen: F. Demet Eker, kaynak kişi: Fazilet Loğoğlu.
37. Özerdem, 109.
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:13:12 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 21 Eylül 2011, 13:43:54 »

Çukurova Ağıt Söyleme Geleneğinde “Gelin Göçürme Ağıtları”

 Ağıt terimiyle bir törene bağlı olsun olmasın, acıklı bir olayı konu alan ve metni de bu olayı hatırlatmaya, bütün yoğunluğuyla yaşatmaya elverişli türkülerin bütünü anlaşılmaktadır (Boratav, 1982:444). Ağıtlar insanlığın ortak acısını canlı şekilde anlatan edebi metinlerdir. Ağıt, bir ölüm üzerine belli bir geleneğe uyularak yapılan törenlerde yakılmış ve söylenmiş bir de böyle bir törende yakıldığı halde daha sonra da hatıralarda yaşayan türkü olarak iki anlama gelir (Boratav, 1982.II:471).

  Ağıt yakmanın Türk toplumunda çok eski bir geçmişi vardır. Eski Türklerin üç önemli töreni vardır. Bunlar “sığır”, “şölen” ve “yuğ”dur. İslâmiyet’ten önceki dönemde ünlü bir kişinin ölümünden sonra yapılan ve yuğ adı verilen dinsel yas törenlerinde “sagu” denen şiirler söylenirdi. Bu şiirlerde ölünün iyilikleri, yaşarken yaptığı işler anlatılırdı. Bugün elimizde ünlü yiğit Alp Er Tunga için söylenmiş bir sagudan parçalar vardır.
Anadolu Türkçe’sinde ağıt, bozlak, Azerbaycan dilindeki ağı ile eş anlamlıdır. Kökeni ağlamak, bozlamak fiiline dayanır. Yas kelimesi ise Arapça “keder” anlamına gelen “ye’s” ten gelir (Boratav,1982:444). Ağıta Türkmenler "ağı, tavşa" derken, Nogaylar, "bozulamak", Müslüman Kerkük Türkleri "sazlamağ", Hıristiyan Kerkük Türkmenleri "madras", Kırım Türkleri "tagmag" demektedirler (Uludağ,1988:471). Ağıt kavramına verilen isimler birbirinden farklı olmakla birlikte, kavramın ifade ettiği değerler detaylarda görülen küçük farklılıkların dışında genelde ortaklık göstermektedir. Örneğin; Kerkük Türklerinde ağıt söyleme yaygın bir gelenekken, erkekler ağıt söylememektedir. Gagavuzlarda da ağıtı ellerinde kalın mumlar yanan, cenazenin biri ayak, biri baş ucuna oturmuş kadınlar hediye karşılığında söylemektedir (Görkem, 2001:187).
Türkiye'de genellikle ağıt olarak kullanılan bu söz, bazı yörelerde farklı şekilde de kullanılabilmektedir: Bayatı (Kars), deme (Sivas), deşet (Adana), deyiş (Malatya), deyişet (Samsun), dil (Doğanşar-Sivas), lâvik (Kırşehir), ölgülü (Burdur), sau (Muş), sızılama (Doğu Anadolu), şin (Elazığ), şivan (Diyarbakır), yakım (İçel-Isparta), yas (Antalya, Balıkesir, Burdur, Karaman, Muğla) (Kaya,1999: 245).
Sözlü gelenekte gerek töreni gerekse çağrılan metni ve onun ezgisini adlandırmak için özel deyimler vardır; ancak bu deyimlerde bir anlam kesinliği yoktur. Ağıt yerine kimi zaman acıklı türkü, deme, bozlak, gelin ağıtı, gelin yası, ölüm acısı gibi deyimler de kullanılır (Boratav, 1982:444). Ağıtlar acı bir olayın özellikle de ölüm olayının ardından söylenen türküleridir.
  Kişi ya da topluma acı veren her konu, ağıt konusu olmuştur. Ağıtlar incelendiğinde, ağıt söylemenin temel noktasını ölüm kavramının oluşturduğu görülmektedir. Türk kültürü içinde defin, yas ve ağıt söyleme geleneği birlikte var olmuştur. Defin, yas ve ağıt törenleri İslâmiyet öncesinde uygulanan şekil ve inanç biçiminin, İslâmiyet’le sentez oluşturarak varlığını koruduğu dini geleneklerdir (Uludağ, 1988:472).
Ağıtların içeriği ve ezgisi toplumun ortak yaratma gücüyle zenginleşir. Bazılarının hangi kişi ya da olay için ve kim tarafından söylendiği bilinse de ağıtın temelde sözlü bir gelenek olması ve ağızdan ağza geçerek yayılması nedeniyle bu bilgiler hiçbir zaman kesinlik kazanamamıştır. Bu yüzden ağıtların yarı anonim folklor ürünleri arasında sayılması gerekir (AB, 1987, C.1: 188).

 Türkülerin bir kısmı konu itibariyle ağıttır. Bu durum ağıtların zamanla türkü haline dönüştüğünü göstermektedir. Kıtaların arasında bazı âşıkların şiirlerinden, türkülerinden parçalar bulunan ağıt örnekleri de vardır. Ağıt bir nazım biçimi değil, bir nazım türüdür (Kudret,1980:265).
Ağıtlar belli bir ezgiyle söylenir. Ölüm, acı vb. konularda söylenen türkülerle benzeşirler. Ancak ezgileriyle ayrılırlar. Ağıtlar hece vezniyle söylenmekte ve mâni, koşma, türkü, destan şekillerinde olmaktadır. Ağıtlar çeşitli yörelere göre 7, 8, 11 li hece ölçüsüyle söylenirler. Bazı yörelerde ağıt, ezgiyle mani kıtalarının art arda gelmesiyle söylenir. Bazı olaylar üzerine yakılan ağıtlar önce türkü haline gelir, ninni ezgisiyle ninni şeklinde de söylenir.
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:13:56 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 21 Eylül 2011, 13:46:01 »

Ölüm Dışı Söylenen Ağıtlar

 Ağıtlar, eski ayin karakterli dinî törenlerin birer kalıntısıdır. Ağıtların icrası cenaze, evlenme, askere yollama gibi geçiş dönemleri sırasında olmaktadır. Ağıt söyleme geleneği kültürel değişim ve gelişime göre incelenmelidir. Sözlü kültürde yaşayan ağıtlar çağlar boyu değişerek günümüzdeki şeklini almıştır. Değişen, gelişen toplumla birlikte ağıtların da değiştiğini gözlemleyebiliriz (Görkem, 2001:16).

  Ağıtlara yas adı da verilir. Ölünün arkasından yakılmasının yanı sıra gelin çıkarken, kına yakılırken, asker uğurlanırken de ağıt söylenir. Önceleri yalnızca ölülerin ardından söylenen ağıtlar çeşitli konularda söylenmeye başlanmıştır. Zamanla dünyanın faniliği, ömrün kısalığı, ihanet, kıskançlık, sadakatsizlik, feleğe sitem de ağıta konu olmuştur. Yurdun istilâ görmesi, kaybedilen toprakların uyandırdığı acı, ağıt yakılan konular arasında yer almıştır. Zelzele, yangın, sel gibi afetler ağıtla dile getirilmiştir.

  Genç yaşta dul kalan kadının sıkıntıları, kına yakma törenlerinde baba evinden ayrılmanın hüznü, yavrusunu kaybeden anneler, geyikler, koyunlar ve leyleklerin başlarına gelen olaylar vd. ağıtların içeriğine yeni boyutlar kazandırmıştır.
  Evlenme törenlerinin belli bir yerinde geline kına yakarken yapılan birtakım işlemlerle söylenen türkülere -tümüyle- “gelin ağıtı”, “gelin yası” denir. Aslına bakılırsa bunlara vesile olan olaylarda ölüm acısı niteliğinde bir yön yoktur. Yalnız iki vesilede, ölüm ve evlenme hallerinde, ağıt bir tören ögesi olur (Boratav, 1982: 444).

  Kına gecelerinde ve düğünlerde de gelin ağlatmak için ağıtlar yakılmaktadır. “Kız ağıdı, gelin ağıdı, ağıt havası, gelin ağlatma havası, gelin savusu, savu sağnık, gelin türküsü, gelin yası ve okşama” adı verilen ağıtlardır. Ölüm acısı yerine ayrılık üzüntüsü vardır. Gelin ağıtları gelinin ağzından ya da yakıcıların ağzından söylenir (Şenel, 1988:473).
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:14:04 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 21 Eylül 2011, 13:49:08 »

Çukurova Gelin Göçürme Ağıtları

 Ağıt söyleme geleneği Çukurova’da çok yaygındır. Hatta bu konuda uzmanlaşmış özel ağıt söyleyicileri vardır. Bu kişiler acıklı olaya konu olan kişiyi tanımasalar bile çevreden edindikleri bilgilere dayanarak, klâsikleşmiş ağıt tekniği ile olay hakkında duyguca yüklü ağıtlar söyleyebilirler.

  Bazı âşıklar, toplumu derinden sarsan olaylarla ilgili destanlar yazarlar ve bunları, kendileri veya sesi güzel olan diğer kişiler, köy, kasaba ve şehirlerde söyleyip satarlar. Düğünlere "kınacı" giden âşıklar, meraklıların isteklerini yerine getirmek için, saz eşliğinde yörenin çok bilinen ağıtlarını söylerler.

  Çukurova’da düğünlerde kına gecelerinde söylenen ağıtlar “kına ağıtı, baş övme, duvak ağıtları, gelin alma” olarak bilinir. Kına ağıtları, Çukurova Bölgesi düğünlerinde kına gecesinde, geline kına yakarken söylenen ağıtlardır. Ağıt söylemede usta ağıtçı kadınlar özel olarak çağrılırlar. Kına gecesi söylenen ağıtlar, genellikle gelinin ağzından söylenir. Kına gecesi gelin kızın ağlaması adettendir. Ağlamayan gelin adayı ayıplanır; çünkü bu, ana-babasını tez unutacağı şeklinde yorumlanır. Bu nedenle gelin kız hem ağlar hem güler, istese de istemese de âdeti uygular. Diğer yandan kına gecesi gelin kız için bir tür bekârlığa veda gecesidir.

  Kına ağıtları, tıpkı ölüm ağıtları gibi belli bir tören unsuru taşıyan ağıtlardır. Bu ağıtlarda, ölüm ağıtlarındaki gibi bireysel ağıtlara rastlanmaz. Kına ağıtlarının hepsi anonimdir ve yalnızca kadınlar tarafından, gelin kıza kına yakılırken ve genellikle sessiz, çalgısız söylenir. Yakımcı, yörede ağzı bu işe yatkın, olaya uygun söz düşürmesini bilen, orta yaşlı bir kadındır. Yakımcı yetenekli birisiyle, ağıtını o anda kız evi ile oğlan evinin durumlarına uygun söyleyişlerle süsler. Şayet yetenekli değilse, daha önce kına gecelerinde söylediği dörtlüklerle de ağıtına giriş yapabilir.

  Çukurova gelin göçürme ağıtları, incelememizde yer verdiğimiz malzemelere dayanılarak
1. Geline Kına Yakma Ağıtları,
2. Gelin Ağzından Söylenen Ağıtlar,
3. Gelinin Annesinin Ağzından Gelin Uğurlama Ağıtları,
4. Gelinin Kız Kardeşinin Ağzından Gelin Uğurlama Ağıtları,
5. Gelin Göçürme Ağıtları,
6. Gelin Başı Övme Ağıtları olarak altı bölüme ayrılmıştır.

  Bu sınıflandırmalardan hareketle gelinin, güveyin, ailesinin ve çevrelerinin evlilik ve evlenen kişilerle ilgili duyguları, düşüncelerini görebilmekteyiz. Ağıtlar bir tür duyguların ifadesine aracılık etmektedir.
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:14:10 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 21 Eylül 2011, 13:56:32 »

Çukurova Gelin Göçürme Ağıtları

1.Geline Kına Yakma Ağıtları

   Kına gecesinde, kına yoğrulurken ağıt yakmak, gelini ağlatmak Anadolu’nun pek çok bölgesinde rastlanan bir gelenektir. Kına gecesi gelin evinde düzenlenen son gecedir. Deplek (darbuka) eşliğinde oyunlar oynanır, yatsı vaktinde geline kına yakılırken dağıtılan “kına çerezi” yenilir. Geceye katılanlara da kına yakılır ve bir parça kına da güveye gönderilir. Kına ağıtları Çukurova halk edebiyatında önemli bir yer tutar.
Geline kına yakma ağıtları (GGA 1 - GGA 10) kına eğlenceleri sırasında bu konuda yetenekli olan kişiler, gelinin ya da damadın arkadaş ve akrabaları ağzından söylenirler. Genellikle gelinin annesinden, evinden, köyünden ayrılmasının güçlükleri anlatılır.

  Bu ağıtlarda gelinin annesine, babasına, emmisine seslenilir. Geline dua niteliğinde sözlerdir.

1.Geline Kına Ağıtı

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Çattılar kazan taşını
Bozdular kızın başını
Kız gelin olmuş gidiyor
Çağırın gelsin kardaşını

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Biner atın karasına
Gider yolun doğrusuna
Kız gelin olmuş gidiyor
Çağırın gelsin dayısına

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Atladım geçtim haneyi
Vurmayın kır ata kınayı
Kız gelin olmuş gidiyor
Ağlatmayın sefil anayı

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Biner atın dorusuna
Gider yolun doğrusuna
Kız gelin olmuş gidiyor
Çağırın gelsin komşusuna

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Biner atın kabasına
Gider yolun obasına
Kız gelin olmuş gidiyor
Çağırın gelsin babasına

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Biner atın alasına
Gider yolun dengi sıra
Kız gelin olmuş gidiyor
Çağırın gelsin anasına

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Kütük attım karıncalı
Yanı çifte görümceli
Kız gelin olmuş gidiyor
Hem analı hem bacılı

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Biner atın iyisine
Gider yolun kıyısına
Kız gelin olmuş gidiyor
Çağırın gelsin emmisine

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası (K.1).



Aşağıdan gürül gürül göç gelir
Gelir amma gürültüsü geç gelir
Kız anadan ayrılması güç gelir

            Al gelin almaya, geldik almaya
           Alıp da dönmeye, geldik dönmeye
          

Aşağıdan gelir gelin alıcı
Önüne tutarlar yalın kılıcı
Biz de biliyoruk eller alıcı

            Al gelin almaya, geldik almaya
           Alıp da dönmeye, geldik dönmeye
          
Sabah seni indirirler yollara          
Al kına yakarlar beyaz ellere
Sakın kızım sakın, düşme dillere

           Al gelin almaya, geldik almaya
           Alıp da dönmeye, geldik dönmeye (K.13).



Tarlaya bostan ekerler
Dibine çizik dikerler
Gurbete giden kızın
Gözüne sürme çekerler

Atladı geçti eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Büyük evin yakışığı

Kız eşim kınan kutlu olsun
Vardığın yer mutlu olsun


Bir incecik ark akıyor
Haydin bizde bakalım
Bir öksüzce kız çıkıyor
Haydin kınasını yakalım

Kız eşim kınan kutlu olsun
Yarelim ağzın tatlı olsun
Vardığın yer mutlu olsun

Bahçede kavak kurusu
Dibinde keklik sürüsü
Gelin bacılar ağlayalım
Bu da ölümün yarısı

Kız aman kutlu olsun
Vardığın yer mutlu olsun (K.2)


Yazıya biber ekerler
Kökünü güzün sökerler
Gurbet ele giden kızın
Eline kına yakarlar

Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız anası kız anası
Çağırın gelsin öz anası (K.4)


Ak bakırlar susuz kaldı
Yüksek evler ıssız kaldı
Anacığın ıssız kaldı

Sen uyu bülbül ben uyanayım
Sen şakı bülbül ben yanayım

Vurun kızın kınasını
Çağırın gelin anasını
Ağlatmayın yavrusunu

Sen uyu bülbül ben uyanayım
Sen şakı bülbül ben yanayım (K.15)



Kız anası kız babası
Başında mumlar yanası
İşte koyup gidiyorum
Hani bunun öz anası

Kurdular ocak taşını
Yaptılar yemek aşını
Kız ağlatma kardaşını
Silin bunun göz yaşını (K.15)



Eşref saat çıktık yola
Selam verdik sağa sola
İşimiz hayırlı ola

Kalk buyur bize gidelim
Boynuna altın dizelim

Evimizin önü kuyu
Kuyudan alırlar suyu
İyidir ağanın huyu

Kalk buyur bize gidelim
Boynuna altın dizelim

Evimizin önü basma
Kaldır kaftanın basma
Benim ağam senden yosma

Kalk buyur bize gidelim
Boynuna altın dizelim

Az ovaya gider yollar
Mevlâ’m büyük, bizi kollar
Değmesin hatalı diller

Kalk buyur bize gidelim
Boynuna altın dizelim (K.3)



Çağırın gelin anasını
Vuralım gelinin kınasını
Anası der ben vuramam

Ben vuramam hem kıyamam
Hizmetine ben doyamam

Çağırın gelin yengesini
Vuralım mı kınasını
Yengesi der ben vururum

Hem vururum hem kıyarım
Hizmetine ben doyarım (K.3)



Çıktım küllüğün başına
Çağırdım dudu kuşuna
Doğan ayın on beşine

Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Çıktım kavak yarısına
Balta vurdum kurusuna
Üç güzelin birisine

Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası

Evlerinin önü kavak
Kavaktan dökülür yaprak
Elim kına yüzüm duvak

Kız anası kız anası
Hani bunun öz anası (K.5)



Kız anası kız anası
Başında mumlar yanası
Kız sabahtan gidici
Hani bunun öz anası

Çattılar ocak taşını
Kurdular düğün aşını
Çağırın öz gardaşını
Kız sabahtan gidici

Atladım geçtim Tuna’yı
Kır ata vurun kınayı
Ağlatmayın sefil anayı
Kız sabahtan gidici

Baba ekinin bitti mi
Gardaş ekmeğin yetti mi
El kızı keyfin yetti mi
Kız sabahtan gidici

Atladım geçtim eşiği
Sofrada kodum kaşığı
Büyük evin yakışığı
Kız sabahtan gidici

Tuz torbasını tuzsuz koyan
A bakırı susuz koyan
Büyük evi ıssız koyan
Kız sabahtan gidici (K.6)
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:14:16 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 21 Eylül 2011, 14:00:58 »

Çukurova Gelin Göçürme Ağıtları


2. Gelin Ağzından Söylenen Ağıtlar


 
    Gelin ağzından söylenen ağıtlara (GGA 11 – GGA 27) bakıldığında, gelinin üzüntülerinin, yalnız, kimsesiz kalma korkusunun, evinden ayrılmasının burukluğunun gelinin ağzından anlatıldığı görülmektedir. Bu ağıtlarda gelinin babasına, ağabeyine ya da akrabalarına da sitem ettiği görülür.
  
 Anneye sitem, babaya kardeşlere yalvarma niteliklidir. Gelin bu ağıtlar aracılığıyla aile bireylerine, evine, çevresine veda etmekte, helallik istemektedir.


Gerek bu kıza bir ana
Ağlaşalım yana yana
Canım ana gülüm ana

İşte koyup gidiyorum
İlinize ne diyorum

Gerek bu kıza bir baba
Ağlaşalım kaba kaba
Canım baba gülüm baba

İşte koyup gidiyorum
İlinize ne diyorum

Gerek bu kıza bir bacı
Ağlaşalım acı acı
Canım bacı gülüm bacı

İşte koyup gidiyorum
İlinize ne diyorum (K.7)



Baba kızın yok mu idi
Bir kız sana yük mü idi
Kör olası emmilerim
Hiç oğlunuz yok mu idi (K.7)




Yunak yuduğumuz taşlar
Gölgelendiğimiz ağaçlar
Gelin oldum gidiyorum
Unutmayın arkadaşlar

Arkamı verdiğim dutlar
Elimi yuduğum arklar
İşte geldim gidiyorum
Silip süpürdüğüm yurtlar (K.8.)



Ağlayı ağlayı kör oldu gözlerim
Yürüyü yürüyü yoruldu dizlerim
Gece gündüz annem seni özlerim
Arayıp da bulamadım ne çare seni

Aşağıdan gelene ne oldu
Vurdu kolumu kırdı
Yavrum sana dayanamam derdi
Attı beni gurbet ile

Evlerinin önü kavak
Kavaktan dökülür yaprak
Elim kına, yüzüm duvak
İşte geldim gidiyorum

Yele gitti yele gitti
Boz bulanık sele gitti
Kınamayın eller beni
Gelin anam gelmez yola gitti (K.8.)




Eğim eğim olmuş dutun dalları
Kırılmış gelin anamın belleri
Çok uzak imiş gurbetin elleri
Bulamadım anam seni (K.8.)




Yüce dağlara karlar yağmış
Fidan ağaçlar boynunu eğmiş
Esen yeller bize mi değmiş
Ne diyeyim anam sana

Gider oldum el başıma derilir
Gitme diye annem boynuma sarılır
Bizim kısmet de gurbet elden verilir
Ne diyeyim anam sana

Ala kilim attım dala
Gün görmedim güle güle
Ben gidiyorum gurbet ele
Ne diyeyim anam sana (K.8.)



Atım gelir seke seke
Ayağımda gümüş toka
Ben annemden ayrılmazdım
Ayırdılar çeke çeke

Gurbet ele gurbet ele
Dayanamam gurbet ele
Kurban olam canım anam
Verme beni gurbet ele

Gurbet elden kına geldi
Dertler yüreğimi deldi
Uyan anam uyan
Bu ayrılık bize geldi

Kız anam kınam yoğrulmuş
Âleme böyle buyrulmuş
Şu görüneni ekin sandım
Ekin değil burçak imiş (K.7)




Atladım geçtim eşiği
Sofrada koydum kaşığı
Kız ananın yakışığı
İşte koyup gidiyorum

Çul yuduğum yaslı taşlar
Gölgelendi bak ağaçlar
Ben anamdan gidiyorum
Selam söylen uçan kuşlar

Yeldirir kır at yeldirir
Yelkesini yel kaldırır
Yabancıya vermen kızı
Kaynana gelin öldürür (K.7)




Evimizin önü kavak
Dalım kırdığım ufak ufak
İşte ben de gelin oldum
Elim kına yüzüm duvak

Baba kızın çok mu idi
Bir kız sana yük mü idi
Kör olası hısımlarım
Hiç oğlunuz yok mu idi (K.5)




Bu kıza gerek bir ana
Ağlayalım yana yana
Canım ana gözüm ana
Salma beni gurbet ele

Gurbet ele gurbet ele
Dayanılmaz kötü dile

Bu kıza gerek bir baba
Ağlayalım yana yana,
Canım baba gözüm baba
Aha bindim gidiyorum

Gidiyorum gidiyorum
Komşulara ne diyorum

Bu kıza gerek bir emmi
Ağlayalım yana yana
Canım emmi gözüm emmi
Salma beni gurbet ele

Gurbet ele gurbet ele
Dayanılmaz kötü dile

Bu kıza gerek bir dezze
Ağlayalım geze geze
Canım dezze gözüm dezze
Aha bindim gidiyorum

Gidiyorum gidiyorum
Komşulara ne diyorum

Bu kıza gerek bir bacı
Ağlayalım acı acı
Canım bacı gözüm bacı
Salma beni gurbet ele

Gurbet ele gurbet ele
Dayanamam kötü dile,

Kapımızın önü dutlar
Ürüşüyor bütün itler
Silip süpürdüğüm yurtlar
Aha bindim gidiyorum

Gidiyorum gidiyorum
Komşulara ne diyorum

Atladım gittim eşiği
Sofrada buldum kaşığı
Koca evin yakışığı
İşte bindim gidiyorum

Gidiyorum gidiyorum
Komşulara ne diyorum (K.10)




Kınayı getir aney
Parmağın batır aney
Misafirim yanımda
Bu gece yatır aney

Kavak kavak çekerler
Dibine su dökerler
Uzak yoldan geleni
Terli terli öperler

Evlerinin önü marul
Sular akar harıl harıl
Sabahleyin kalk annem
Kızım diye bana sarıl (K.9)




Çattılar ocak taşını
Kurdular düğün aşını
Çağırın gelsin kardaşını
Bağlasın gelin kuşağını

Baba kölen olayım
Sakalının teli olayım
Verme beni yad ellere
Kapında kulun olayım (K.8.)




Samenim geldi duruyor
Heral kına yakıcılar
Yeni ümidim kesildi
Heral beni vericiler

Evimizin önü kavak
Kavaktan dökülür yaprak
Sanki ben de gelin mi oldum
Elim kına yüzüm duvak

Ana kızından ayrılmaz
Gider gurbet ele gelmez
Vermen beni yabancıya
Eloğlu kıymetim bilmez

Şu görünen ekin sandım
Ekin değil burçak imiş
Kız anadan ayrılması
Yalan değil gerçek imiş

Evimizde vardı sobam
Toplanmış hep elim obam
Ver de elini öpeyim
Beni gelin veren babam

Çattılar ocak taşını
Kurdular düğün aşını
Kız kınayı yaktırmıyor
Çağır gelsin kardeşi (K.7)



Kapınızda çöp müydüm?
Bacanızda ot muydum?
Bu yıllık da dursaydım
Üstünüzde yük müydüm?

Çattılar çatı taşını
Kurdular düğün aşını
Çağırın gelsin öz kardaşını
Silsin gözünün yaşını

Arkamı dayadığım duvar
Elimi yuduğum pınar
Verdi kardaşım gönülsüz
Evde kaldı dokuduğum çuval (K.9)




Altın tasta al kınalar ezildi
Uyku geldi ela gözler süzüldü
Atlı geldi gözeneye dizildi
Aman ağlatmayın kızlar anamı.

Elinizden elinizden
Kurtulayım dilinizden
Yeşilbaşlı ördek olsam
Sular içmem gölünüzden (K.9)




Bir incecik çay bulanır
Çocuklar dört dolanır
Ana besler el gönenir
Giderim anam giderim
Yüreğine dert ederim.

Yuduğum yassı taşlar
Gölgelendiğim ağaçlar
Aha koydum gidiyorum
Beni unutman gardaşlar.

Baba baba kölen olam
Sakalının teli olam
Beni verme yad ellere
Gapında kölen olam.

Çattılar ocak taşımı
Gurdular düğün aşımı
Çağırın gelin gardaşımı
Çeksin atımın başını
Silsin gözümün yaşını (K.5)




Hoşça kalın sevdiklerim
İşte bindim gidiyorum
Hakkınızı helal edin
İşte bindim gidiyorum

Anam, babam, kardeşlerim
Yiyip içtiğim dostlarım
Konu komşu yoldaşlarım
İşte bindim gidiyorum

Anacığımın kucağından
Sıcak baba ocağından
Evimizin bucağından
İşte bindim gidiyorum

Mevlâ’m yazmış bu yazıyı
Kalbimdeki bu sızıyı
Anadan ayırın kuzuyu
İşte bindim gidiyorum

Üzerimde ak gelinlik
Gözüm yaşlı bağrım yanık
Ciğerlerim bölük bölük
İşte bindim gidiyorum

Yakın kızlar al kınayı
Çok ağlatmayın anayı
Uçurdu gözden sunayı
İşte bindim gidiyorum

Al kuşağı bağlayınız
Dertli dertli söyleyiniz
Hakkın helal eyleyiniz
İşte bindim gidiyorum

Acı basmayın kornaya
Arkamı döndüm sılaya
Sıcak bir yuva kurmaya
İşte bindim gidiyorum

Yeter gayri deme sözü
İçimize döktün sızı
Istıraplar dizi dizi
İşte bindim gidiyorum (K.10)
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:14:25 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
Kam Tini
SÜRESİZ YASAKLI
Türkçü BOZKURT
*
ileti Sayısı: 1.687



« Yanıtla #8 : 21 Eylül 2011, 14:17:11 »

Geline kına ağıtındaki dörtlükler bu bölgede(manavgat) de aynı şekildedir.Eline sağlık andam.TTK.
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:15:06 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

Karagerey Altemur
K A L K A N
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.850


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 21 Eylül 2011, 14:35:59 »

Çukurova Gelin Göçürme Ağıtları

3. Gelinin Annesinin Ağzından Gelin Uğurlama Ağıtları

Bu ağıtlarda annenin duyduğu üzüntüyü, kızına olan sevgisini, kızına gelecekle ilgili hayırdua etmesini, kızına nasihatlerini görmekteyiz. Kına gecesinde ya da oğlan evi gelini almaya geldiğinde söylenmektedir.

Koca evleri ıssız koydun
Ak güğümleri susuz koydun
Yavrum beni sensiz koydun
Uğurlar olsun yavrum sana

Kil ağacı boğum boğum
Gül yaprağını döktü bugün
Ayrılığın günü doğdu bugün
Uğurlar olsun yavrum sana

Çekin atını şöyle dursun
Çağırın yavrumu oda görsün
Bunların muradını Allah’ım versin
Uğurlar olsun yavrum sana

Kara kalem aldım elime
Düştüm gurbetin yoluna
Selâm söyleyin beni çifte geline
Uğurlar olsun yavrum sana

Yakın kızın kınasını
Çağırın gelsin kardaşını
Mevlâ’m yapsın bunların binasını
Uğurlar olsun yavrum sana

Ağaçlarda giymiş donunu
Kuşlarda arttırır ününün
Saya saya bitiremedim gününü
Allah'a emanet ol sen yavrum

Yata yata Çukurova yurt olur
Her sineğe bir alıcı kurt olur
Sen gidersen içerime dert olur
Uğurlar olsun yavrum sana

Bir âh desem karlı dağlar erir
Gözümün yaşı değirmeni yürütür
Bu ayrılıkta iflah etmez çürütür
Uğurlar olsun yavrum sana

Genç yaşımda giydim karayı
Ciğerime açtın derin yarayı
Doktorlarda bulamamış çareyi
Ne diyeyim yavrum sana

Aşağıdan yukarıya gelinmez
Kimin ölüp kimin kaldığı bilinmez
Ölsem gurbette gözüm yumulmaz
Ne diyeyim yavrum sana (K.10)




Karlı dağlara karlar yağmış
Kürümeye kürek ister
Esen yeller bize değmiş
Dayanmaya yürek ister

Çayırınız çimsiz olsun
Pınarınız kumsuz olsun
Gurbet ele giden kızın
Saçı da simsiz olsun

Aşağıdan gelen eller
Develeri kilim sallar
Gurbetteki yaban eller
Nemiz olur yavrum bizim

İğde çiçek açmış dalı gotürmez
Yollar butrak olmuş kervan oturmaz
Anasının kuzusu da nazlı kahır gotürmez
Üzmeyin benim kuzumu (K.3)




Sis kapladı yüce dağlar
Yeşillendi bahçe bağlar
Kızım gelin olmuş gider
Gözlerimden yaşlar çağlar

Kızım kızım ceylan kızım
Ben kimlere edim nazım

Lale sümbül açılacak
Kokuları saçılacak
Ayrılıp da gidiyorsun
Sensiz nasıl göçülecek

Kızım kızım nazlı kızım
Durmaz ağlar iki gözüm

Ekin ektim dermek gerek
Hasretini çekmez yürek
Kederlenme nazlı kızım
Yoklayacam etme merak

Kızım kızım selvi kızım
Geçti bahar gelmez yazım

Böyle kızım bizde töre
Buna yoktur hiçbir çare
Kızım gelin olmuş gider
Ciğerlerim pare pare

Kızım kızım selvi kızım
Töremize yoktur sözüm

Dinle kızım nasihatim
Şeref namus haysiyetin
Ömür boyu sana gerek
Ezan bayrak hem kitabın

Kızım kızım nazlı kızım
Budur senden tek niyazım

Gören der ki ağlamayın
Karaları bağlamayın
Böyle gelmiş böyle gider
Ciğerleri dağlamayın

Kızım kızım nazlı kızım
Mevlam olsun kılavuzun (K4)
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 27 Eylül 2013, 23:14:46 Gönderen: Ambakay »
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.064 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.