Fetoş denen Soysuz ve Cemaati hakkında TOPLU MAKALELER (11)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Temmuz 2014, 17:20:34


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 8
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fetoş denen Soysuz ve Cemaati hakkında TOPLU MAKALELER (11)  (Okunma Sayısı 17312 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Açığma-Kün
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 184



« Yanıtla #10 : 30 Ocak 2012, 18:00:57 »

Saidi Nursi nin NURCU PİÇİ..‚‘SARIKLI KARDİNAL‘‘ Fettullah Gülen


Amerikadan hariçten gazel okuyarak müslümanlığa hizmet ettiğini sanan CIA ajanı Fettullah Gülen  ‚‘HOCA EFENDİ‘‘  aslen islamı kullanarak kendi çıkarına hizmeti müslümanlara cennetin anahtarı olarak kabul etirmesinin ardında kesinlikle yabancı Türk düşmanları ve onların ülke içerisindeki iş birlikçileri vardır.

‚‘Fettoş okullar yaptırıyor balta girmemiş ormaların oralara.fettoş öğretmenler gotürüyor oralara nekadar iyi değilmi,Türk milletine fayda sağlıyor bunlar.
peki Adananın Saimbeyli ilçesinin Gürleşen köyünde okul yok bunu ne yapacağız,Adananın içindeki birçok okulda öğretmen yok beyler bu nasıl olacak.?‘‘

Gurubun burada yapacağı işler yani ülke içerisindeki faaliyetleri gerçeği yansıtacağından  dışarıda iş yaparak zavallı müridleri vasıtası ile Türk milletini kandırmak daha kolaylarına gelmiştirde o yüzden  Adananın Saimbeyli ilçesinin Gürleşen köyünde okul yoktur. Türkiye içerisindeki faaliyetleri ya kimsesiz yardıma muhtaç olanlar ( bunları kullanmak çok daha kolay olduğundan), ya  allahına kitabına körü körüne bağlı samimi ama bayağı zengin iş adamları ( para bol ya bunlarda ne kadar koparabilirlerse), yada gerçekten paralı okullar ve onları destekleyen dersanelerle varlar ülke içerisinde. Başlangıçları itibarı ile başka türlü milleti kandırmaları mümkün görükmemektedir. Tabi en büyük destek de ileri görüşlü olan şarlatan cemaat elemanlarının radyo, televizyon ve yazılı basını kendi lehlerine yavaş yavaş da olsa kapatarak bu cemaatin reklamlarını ve görüşlerini millete dikte etmelerinden geçti.

Diş görünüşleri mazlum ise bunların içleri gerçek bir Çakaldır. Milleti faal bir mazlumiyet edebiyatı ile gerçek tuzağa çekmeleri işten bile  değildir. Nedense Bütün tarih boyu her defasında bu  tuzağa düşen Türk, ge ne gelmiş aynı  çukura düşmüştür, Fettullah   foseptiği.

Görevlerini yapan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli,Türk Emniyet Müdürlüğü
personeli,öğretmen, hemşire  ,doktor ,memur ,işçi,  iş adamı ,öğrenci  ele geçirildi, resmen kendilerini mürid yapıldı ve hiz metleri karş ılığında ne kadar  müslüman oldukları bir  yerlere kaydedildi .

Rahmetli Necip Hablemitoğlu diyor ki

"İç ve dış mihraklar, ellerindeki terör alternatiflerini daima muhafaza edeceklerdir. Bunlardan birisi yıpranıp işlemez hale gelince, bir başkası öne sürülecektir. Nitekim dün, çeşit çeşit isimler altında nice örgütler vardı ve bunlar anarşiyi komünizm adına körüklüyorlardı. Şimdilerde PKK ve benzeri illegal örgütler de etnik grupları harekete geçirme çabasındalar. YARININ TÜRKİYE'SİNİ BEKLEYEN EN KORKUNÇ TERÖR VESİLESİ İSE, MEZHEP DUYGUSUNA YENİK DÜŞENLER OLACAĞA BENZER. BU YENİ TEHLİKE, TERÖR ADINA PKK'DAN ELLİ KAT DAHA FAZLA BİR POTANSİYEL GÜCE SAHİPTİR" .

Bu güç bu gün Türkiyeyi ele geçirmiştir, bu güç dün saidi Nursi adlı krt dü, Fettullah Gülen oldu, şimdilerde sadece CEMAAT tır.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en karanlık, en hazin dönemi şu an yaşanıyor. Ve  bu karanlığı aydın edecek kişilerinde tamamına yakını ‚‘SİLİVRİ ‚‘de ikamete mecbur kılınmışlardır. Kimler bu durumu tasarlamıştır bilin bakalım ))) CEMAAT tabi ki.

Cemaatın varlığı Türkiye özerinde bu kadar etkili olmasına rağmen içimizden birileri yani her hangi bir vatandaş bunların Türk millei için tehdit oluşturduğu hakkında tek kelamı bir yerlerde duymuşmudur acaba, tabi ki bin kez koca bir HAYIR. Yolları her zaman açık olmuştur. Aslında Fethullahçılar, Türkiye’de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik  kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye’nin yüzyüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır.

Fetullahçıların yüzbinlerce kişisel icraat yapan elemenlerının yanısıra MEDYA sınında var gücü ile bütün işlerini bu yöne ağırlık vererek yalan yanlış haberlerle her zaman kandırılmaya müsait Türk milletini ve onun içerisindeki etnikleri kendilerine çekmek amaçlı bir haberi burada sizlere sunuyorum taktir sizin…

BÖLÜCÜ ÖRGÜTÜN SÖZDE SİYASİ KANADININ ANKARA SORUMLUSU ELE GEÇİRİLDİ

ANKARA (AA) – Güvenlik güçlerince Ankara’da yapılan operasyonda bölücü terör örgütü PKK’nın sözde siyasi kanat ERNK’nın Ankara sorumlusu Necip Hablemitoğlu ele geçirildi.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin bir ihbarını değerlendirerek Ankara Gençlik Caddesi’nde bir hücreevine düzenledikleri operasyonda Hablemitoğlu’nun yanısıra çok sayıda örgütsel doküman ve kırsal kesimdeki teröristlere gönderilmek üzere eğitim notları da ele geçirildi.

Sorgusu halen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde sürdürülen Hablemitoğlu’nun bir üniversitede görevli olduğu ve örgütün kitleselleşmesi için çaba sarfettiğini itiraf ettiği kaydedildi.

TALİMATLAR BEKAA’DAN

Hablemitoğlu’nun ilk sorgusunda, talimatları bizzat terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’dan aldığı, PKK’nın geniş kitlelere ulaşması için bazı teklifler sunduğunu itiraf ettiği öğrenildi.

Doğu Perinçek ile Abdullah Öcalan ile ilişkileri de sağladığı öğrenilen Hablemitoğlu’nun önceki yıllarda da bazı sol gruplarla birlikte olduğu provakatif faaliyetlerde uzman olduğu ifade edildi.

(AB-TK-NHK)

04.09.1989 14:59:07

Hablemitoğlu, Büyük milliyetçi Türk çocuğu Hablemitoğlu ‚‘PEKAKALI‘‘ buna inanan milyonlarca kişi olmuşmudur olmuştur, çünki bütün medyaları yazılı olsun, görsel olsun günlerce bu konuyu işlemekte ve Mankurtların beyinlerine bunu kazımalarını sağlamaktadır. Mankurt, Hablemitoğlu adını duyduğunda PEKAKA ile özdesleştirmektedir artık.

Bütün benlikleri ile ve maddi varlıkları ile bunlara çalışan milyonlar olduğunu da unutmamak gerek, size kısa bir örnek başımdan geçen olay.

Evdeşim geçen günlerde bir şirket vasıtası ile şu bol bol reklamı yapılan Siirt pervari balından satın aldı, Normal olarak alınan mamulun eve gelmesi için telefon ve ev adresi verilmekte.  Alınan mal bir kaç gün içinde elimize geçti, buraya kadar her şey normal. Normal olmayan aradan bir kaç gün geçmesinin ardından evdeşime gelen bir telefon.

Karşıdaki Bayan evdeşimin ne kadar müslüman olduğunu neredeyse yarım saat anlattı, çenesi sanki mitralyöz gibi hiç durmuyor ama çok tatlı bir dilli.Benim evdeş hayır severmiş, insan severmiş, severmiş de severmiş ben bilmezmişim. Yumurta kadının kıçından bir yarım saat geçtikten sonra düştü, islama hizmet olarak Nur yayınları idi yanılmıyorsam onların dağıtımını yaptığı dini yayınları etrafına dağıtması isteniyordu, yüzlerce  gönderilecek kitaba karşılıkda nedense bilmiyorum kargo parasını evdeşimin ödemesi isteniyordu ama bunu söylerlerkende ödeyecek gücümüz yoksa kendileri tarafından karşılanabileceğini söylüyorlardı. Evdeş yürekli-kam ise verilen cevabı tahmin ediyorsunudur.

İşte bu Kadın bizim telefon ve adresi o bal şirketinden aldılar yani bir iş yaparlarken tek iş yapmıyorlar, ellerine geçen her imkanı sonuna dek kullanıyorlar, binlerce kolları varki ahtapot halt etmiş yanlarında bu Fettullahın cemaatinin yanında, Fettullahın adı var kendi yok ama biz böyle dersek anlar bizim millet.

Kısaca bu Fettullah kim bir de ona bakalım..

Doğduğu güne lanet olsun

Nurcudur.

1970′de İzmir’de Nurculuk üzerine programlar yapmış, ayrıca toplantılarda eğitici görevini üstlenmiştir.
1971 Ocak ayı içinde, İzmir İmam Hatip ve İlahiyat Öğrenci Yetiştirme Derneği içinde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle dernek idare heyetinden çıkarılmıştır.
Aynı yıl itibariyle Nurculuk faaliyetlerinden dolayı İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından ifadesi alınarak hakkında dava açılmıştır.
1972 Eylül ayı içinde Erzurum’a gitmiş, anılan ilde Nurcu liderle görüşmüş ve çeşitli Nur toplantılarına katılmıştır.
1976 Temmuz ayı içinde Aydın çevresinde açılması planlanan Nur kamplarında F. Gülen’in fıkıh dersi vermiştir.
Fethullah Gülen, İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’de de gerçekleştirilmesini arzulamakta olup, Türkiye’de İslami bir devrim için yurt sathında teşkilatlanmasına çalışmıştır.
19.04.1980′de İzmir’de gerçekleştirilen bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; birkaç gün içerisinde “Huruç harekatı” (Atılım harekatı) başlatılacağını, bu harekat için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran’da yapılan İslam harekatının Türkiye’de de böylece başlamış olacağını” belirtmiştir.
24.06.1980 tarihinde, “Denizli Merkez Akyazılı Köyü Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı” Denizli Şubesi’nin açılışında yaptığı konuşmada; “Milletimiz içinde bulunduğu zelil duruma, şeytanın uşakları muallimler ve onların yetiştirdiği inançsız talebeler nedeniyle düşmüştür.
Demiştir

 işte şu an ABD de mecburi ikamet eden Fettullah  Hoca efendinin  kısa öz geçmişi budur. Saidi Nursi nin NURCU PİÇİ..

Kaynak;  Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.turkcuturanci.com


Açığma-Kün 30 Ocak 2012 turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TARKAN
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : 30 Ocak 2012, 20:38:01 »

“Eğer devletseniz!, Milleti oluşturan değerlere kayıtsız kalamazsınız!
Kayıtsızlık, sosyal alanda boşlukların oluşmasına ve  bir arayışa zemin oluşturacakdır… Devletin bıraktığı bu boşluk –HİV’ lerin- üremesine zemin oluşturmuşdur!..
 Türk Milletinin zafiyetlerini de mükemmel tesbitle...önce cemaatlaşmış, tarikatlaşmış! Ve holdinğleşmişlerdir. Hivler, iç siyasetde belirleyici, global güçlerin elinde de heran harekete hazır yeniçeri (devşirme) görevini üslenmişlerdir!’’

______________________________________________________________


  Fetullah-cı  mı?  - HİV  VİRÜSÜ mü?

Kamuoyunda “Fetullah-cı” olarak bilinen, yılarca tartışıldığı halde kimliği bir türlü “net olarak” tesbit edilemeyen bu oluşum nedir?! Ben, bu oluşumun ‘kimliğini’ gelişim süreleri içinde, beş ana başlık altında sorğulamaya çalışacağım.

1-Dini bir Cemaat mı?
2-Milli bir Örgüt mü?
3-Siyasi bir Örgüt mü?
4-Hayır kurumu mu?
5-Global Güçlerin İçimizdeki Devşirmeleri ve bir Holding mi?!


F.Gülen hareketi 1984`lü yıllara kadar bir cemaat olarak (tartışılır da olsa) kabul edilebilinir. Dönem itibariyle oluşan -sosyal boşluğu- çok net ve mükemmel değerlendirerek, genelde Ünüversite gençliğini hedef kitle olarak seçmişler, toplumsal duyarlılığı ‘siyasallaşmadan!’ –Türk ve İslam- ruhunun ayağa kaldırılması olarak harekete geçirmişlerdir. Bu hareketleriylede oldukca sempati toplayarak, kısa sürede güçlenmişlerdir...Cemaatlaşma süreci de bu noktada bitmiş ve holdingleşme süreci başlamışdır. Bu süreçde –yönetim kurulları- oluşturulmuş bu kurullar da ulusal ve uluslar arası stratejiyi belirlemişlerdir.Bu noktada da  F.Gülen devrede çıkarılmış, ABD devreye girmişdir. F.Gülen’in se  etkinliği kullanılmışdır. Kullanılıyor!


Ben yazımın devamında-F.Gülen Hocayı- bu oluşumun dışında tutacağım.

Bu oluşum için ‘Biraderler Holding ve HİV’ virüsü tanımını kullanacağım!

1- Dini bir Cemaat mı?

Türk ve İslam topluluklarında cemaat-cemaatlar vardır. Klasik anlamda bakıldığında bir sakınca da doğurmaz.Cemaatlar Tarihi süreç içinde ve -devletin güç olduğu dönemlerde - bir çok önemli roller de üslenmişler,hayırlı ve yararlı hizmetler de yapmışlardır.

Devletin zafiyet içinde olduğu dönemlerde de,‘siyasallaşarak’ güçlerini ‘devlet olmak’ için kullanmışlardır. Tarih cemaatlarla ilgili binlerce iyi ve kötü olaylara tanıklık etmişdir. İyiler siyasallaşmamış, İslami değerlerle oynamayan klasik cemaatlardır. Kötülerse İslamı ana kaynağında ve asıl mecrasında çıkararak kendi menfaatları doğrultusunda ele alanlardır.Bunlar ‘kelime ve kavramlarla’ oynayarak, Hak’kın yanında olmayı değil, haklı ve güçlü olmayı ana gaye edinmiş olanlardır.

Biraderler Holdingin! yapısal benzerleri, geçmişimizde de varmıdır? Vardır.
Bu yapılaşmanın ilham kaynağı, geçmişdeki O oluşumlarda aranmalıdır.

 
Bunlar:

a)İslam Tarihinde,Hariciler. Biraderler Holdiğin bugünkü stratejilerinin bir ayağını oluşturmakdadır. Bunlar Sıffın Savaşında sonra Hz.Ali  ye karşı cephe alan sapkın bir gurupdur ama müthiş bir tartışma ve propoganda uzmanları olarak tanınmışlardır!
"Hüküm ancak Allahındır" cümlesi haricilerin sloganı haline gelir. Hatta bir gün Hz. Ali halka hitabederken haricilerden biri kalkar "Ey Ali! Allah’ın dinine insanları ortak kıldın. Hüküm ancak Allah’ındır" der. Bunun üzerine her taraftan "Hüküm ancak Allahın!", "Hüküm ancak Allahın!" sesleri yükselir. Hz. Ali buna mukabil şöyle der: "Söz, hak bir söz, fakat bununla batıl murat ediliyor."

Bir gün Hz. Peygamber ganimet dağıtırken biri çıkar, "Ya Muhammed, adil ol! Adaletle dağıtmadın!" der. Kıpkırmızı olan Hz. Peygamber "Ben adil olmazsam daha kim adil olur?" der ve şunu bildirir: "Dikkat edin, bunun neslinden (bu cinsten) ilerde bir kavim zuhur edecek. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar."

İşte hariciler bu hadisin çizdiği çerçevede insanlardır. İslam kahramanı Hz.Aliyi bile tekfirden çekinmemişlerdir.Aslında ibadete de düşkündürler!...

Hz.Peygamberin tarifiyle, "Sizden biri onların namazı yanında kendi namazını, onların orucu yanında kendi orucunu küçük görür. Lakin onların imanı boğazlarını aşmaz."  HİV’lerin İmanı mi?..Pazarlamacı değilim!

Haricilerle Biraderler Holding arasında ki benzerlik; kelime ve kavramları‘islam adına’ hilekar bir şekilde kullanmadaki ustalıklarıdır. Bunlar da ‘Hüküm Allahındır’ derler. Kuran’ın hükümlerini ve Resulullahın sözlerini –sanırım eskimiş bulduklarında!-kendi çıkarlarına göre yorumlarlar. İsbatım: ‘Allaha inanan ve Hz.Muhammede inanmayan, ama küfür de etmeyen musevi ve hıristiyanlar da cennete gircekler!’...Profösör Hayrettin Karaman. HİV’ lerin büyük ağbeyi İyi diyalogcu ve  Cennet taciri!


b) Türk Tarihinde,‘Hasan bin Sabah’ diğer adıyla ‘Haşhaşiler’de, bunların bugünkü stratejilerinin diğer ayağını oluşturmakdadır. (Sultan Alparslan-Melikşah Dönemi) Haşhaşiler de Hasan bin Sabah’ın emirlerine  uymakda ve uygulamak da tereddüt etmemişlerdir. Bir eylemi yapmak için yıllarca sabır gösterip emrin gelmesini beklemişlerdir.O emri, aldıklarında da tereddütsüz O eylemi-din adına- gerçekleşdirmişlerdir! Bu kadar sadakatı neden göstermişlerdir? Mubarek Zat Hasan bunlara, kerametini ve cenneti göstermişdirde ondan!..

HİV”lerin parolası da ‘Önce kabül, sonra tebliğ-hareket’dir. Olduğunuz ve gittiğiniz her yerde kendinizi kabul ettirin. Bunun için sabır ve dayanıklı  gösterin! Bu aylar, yılar alabilir. Hatta ömürleri yetmeyen arkadaşlarımız da olabilir! Şartlar ne olursa olsun ikinci emri –tebliğ- almadan harekete geçmeyin!

Haşhaşilerle,  Biraderler Holding arasında da, O!  Büyük zata itaat, Allaha itaatın önündedir. Mensuplarının muhakeme kabiliyetleri ve iradeleri kesin bir şekilde ‘tahakkum’ altına alınmışdır.

Ruhuna zincir vurulmuş bir insanın ‘kuduz bir köpekde’ farkı olmaz.Bu ‘köpeğin’ ipini elinde tutan,O anın gelmesini bekler ve köpeği salar...Kuduz da imha edilene kadar, imha eder!
Benzerlik kayıtsız, şartsız itaat ve iradesizlikdedir!

c)Yakın Tarih,Pakistanda;Ahmediye Cemaatı (Kadiyan), bu oluşum lideri Mirza Gulam Ahmeddir 1835 – 1908 yılları arasında Hindisdanda yaşamış ve 1882 yılında da ‘Vahi’ geldiğini  söyleyerek kendisinin‘Mesih’olduğunu ilan etmişdir!..Bu adama ‘Vahi’ geldiğinde Hindistan, İngilizlerin işğali altında ve  henüz bölünmemiş bir bütündür. Mesih-Mehti!, Gulam  Ahmed`in verdiği ilk fetfa da İngilizlere karşı verilen bağımsızlık savaşının, cihadın haram olduğudur. Bu fetfasını da şu görüşüyle destekler ‘idarede adalet varsa,savaş gerekmez. İngilizler adil ve adaletlidir!’ Bu adam Mehdiyse ‘Fetfası yanlış’ ya da İngilizler yanlış zamanda Hindistanı işğal etmişler!.. Bunlar ,bu gün  global güçlerin korumasında ciddi bir güçdürler ve Pakistanın uluslararası arenada başını ağrıtan ciddi bir beladır.

Organize ettikleri toplantılara katılım için tuttukları otobüsler ücretsiz olduğu gibi 6-10 dilde  yazılmış kıtaplar da bedava!..Avrupada ‘sığınmacı-İlticacı’olan ve ancak geçinebilen bu insanlar, bu ağır maliyeti nasıl karşılıyor acaba!?

Kendilerine bunu ne zaman sorsam ‘Allahın Yardımı’ cevabını almışımdır!
Bu gurup da, görsel TV ve yazılı medyasıyla oldukca etkilidir!

Ahmediye cemaatı!Mirza Gulam Ahmed için ‘Hz.Mehti –Mesih’derler. Desinler, ne var yani? !Elbet de bir şey yok da!..Bu, bunların bunu demesi ve buna inanmasıyla sınırlı değil. Problem de burda başlıyor!... Gulam Ahmedin, Hz.Mehdi-Mesih olduğunu kabul etmeyenler Kafirdir diyorlar  ve  müslümanlar arasına nifak sokuyorlar. Din adına hareket ettikleini söyleyip, birliği bozarak direnç merkezlerini zayıflatıp, karğaşaya  zemin hazırlayarak global güçlerin ellerini güçlendiriyorlar. Onlara rahat hareket etme (siyasi alanda) alanları sağlıyorlar.

Global güçlere ne zaman hizmetkar lazım olsa,islami söylemli-içimizde devşirdiklerinde- munafıklarda ordu kuruyorlar...

Cemaat-ı Ahmediye mensuplarının, Avrupada,özellikle de İngilterede el üstünde tutulması,‘terörist olmayan, iyi müslüman!’muamelesi görmesi, nedendir acaba? Bunlara sağlanan her türlü kolaylık ve imkan niçindir?..İnsan! hakları,din ve vicdan hürriyeti olabilir mi?!..Olur demek, ahmaklık olur.
  
Bu cemaatın! da ortaya çıkışı,söylemleri-kelime ve kavramlarla ‘İslam adına’  oynamaları ve propoganda gücü ,finans kaynakları, global güç merkezleriyle iç içelikleri,-Biraderler Holdingle- bire bir benzerlik gösterir.Biri Türk Milletinin, diğeri Pakistan Milletinin haliylede Müslümanın hayat damarlarına şırınga edilen HİV virüsüdür.  

d)Hıristiyan tarihinde, Masonlar. Biraderler Holdinğin,örgütlenme şekli tam bir Mason Localarını andırmakdadır.Alt basamaklardakilerin çalışma yöntemleri de ‘Yahova Şahitleriyle aynılık gösterir. Masonlarda makam olarak ‘derecelendirme’ vardır. 33 dereceli birader!..Bunlarda da ‘ağbey-lik’ makamı var.Bu ağbeyler,hizmetde! bulundukları bölgelerde,yasal soygun ve takiyecilikdeki başarılarına göre derece alırlar!

Masonlarda da din,dil ve soy önemli değildir!..Örgütün kuralları herşeyin üstündedir.Mensupları da sıradan vatandaşlar değil zengin,toplum içinde etkinliği olan,kariyer sahibi ve istikbal beklentisi içinde olanlardan oluşur.

Biraderler holdingin kuralı da böyledir.‘Maddi destek ve bizimle ol da,kim olursan ol’, ana ilkeleridir. Sıradan insanlarla da bir ilişkileri olmaz!

Benzerlikleri, örgütlenmedeki yapısal aynılık, finans kaynaklarının karanlık olması, sinsilikleri, brokrasiye sızmadaki ustalıkları ve bulundukları yere göre renk almaları –bukelemun- türü bir varlık olmalarındadır.

d) Diyalog ve Hoşgörü

Takkiy ve sahtakarlığı, kelime oyunları ve kavram kargaşası içinde mükemmel harmanlama sanatına ve bu sanatın icrasına da mukdedir olan bu devşirmeler, aldıkları emir-talimat gereği ‘dinler arası diyalog’adı altında kulağa hoş gelen, ama islami açıda ‘Munafıklık ve Şirk’ kabul edilen bir girişimide İslam adına  başlatmışlardır!

Müslümanın referansı, İslamın tek ve tartışmasız kaynağı Resulullah ve Kurandir
Bu kaynaklarda hareketle;

1-Allahın indinde DİN İslamdır.
2-Kuran son kitap,Hz.Muhammed (s.v) de son Peyğamberdir.

 Allahın indinde din İslam olduğuna göre,bir Müslüman diğer dinlerin de hak olduğunu nasıl kabul eder?
Kabul ederse ne durumda olur?..
Hak din İslam diyeceksiniz, sonrada Hak kabuletmediğinizle ‘din adına’ ortak hareket edeceksiniz. Bir müslüman açısında bunun ‘İslam adına’ anlaşılır bir yanı yok.

(Vebalıdan kaçar gibi Müslüman olmayanlarda kaçalım m.? Onlara düşman mı olalım? Elbetde hayır. Medeni bir şekilde sosyal ve beşeri münasebetler geliştirilmeli. Birbirlerimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Bunu yapmak için din adına sahtekarlık yapmaya-munafıklığa ne gerek var?!İnsan olarak eşidiz. Ne üstün ne alçak. Din adına Alçaklık yapılıyor. Bu alçakların bunu kendi adlarına yapmalarında bir sakınca yok. Dini kullanmaları, Alçaklık!)

Pekiyi diyalog kurmak istediğiniz taraf, İslama nasıl bakıyor?

1-Hz.Muhammed katil,terörüst ve sahtekardır diyor. Kura-ı Kerim’e de  uyanık bir sahtekarın Tevrat ve İncilde çaldıkları ve uydurduklarıyla oluşmuş bir kitap olarak bakıyor...
Bu durumda,bu adamlarla hangi ortak noktada buluşarak din adına diyalog kuracaksınız?!..

Allahın birliği noktasında dahi taraflar arasında ortak bir anlayış yokken, RESULULLAHI nereye koyacaksınız?

Resulullahın olmadığı yerde,İslam adına kiminle nasıl diyalog kuracaksınız?

Kura-ı Kerim’in hükümleri ne olacak?

2-İyi niyetli olalım ve Biraderler de bu gerçeği biliyor,bile-bile de onlarla oyun oynuyor, takkiye yapıyor varsayalım...Güç, oyunu her-zaman ve şartda bozar!
Bir Müslüman hilekar,sahtekar,takkiyeci ve yalancı olur mu? Olmamalı!

Kim ne adına hareket ederse etsin Hıristiyan-özellikle Katolik-dünyası İslam ve Müslümanlar hakkında kararını vermiş, ‘İslam Teröre kaynak,Müslüman da Teröristdir’.Müslüman bu gerçekleri(bakışı) bilerek ve kabullenerek bir çıkış yolu bulmalı. Diyalog (cılkı çıkarılmış) bir sahtakarlık ve Müslümanın mukavemet gücünü kırmaya yönelik bir hareketdir. Müslümanın hayat damarına, Müslüman görülenlerce! zerk edilen HİV virüsüdür.

Genel bir değerlendirme yaparsak,Biraderler Holding:‘Harici,Haşhaşi,Kadiyan ve Moson’ anlayış,hareket, ve uygulama stratejisinin Türk Coğrafyasındaki, İslam görünümlü yeni bir dini anlayışı-veya bir ekolü- temsil etmekdedirler!

İslami bir Cemaatda,anlayışda değildir!Diyalog,Müslüman Türk insanında kafa karışıklığı;Biraderlerede bu karışıklıkda yararlanarak rahat hareket etme saha ve alanlarının açılmasından öteye bir şey ifade etmez.

(Tüm mensupları için –munafık demiyorum-.İçlerinde gerçeği bilmeden,görüntüye
aldanarak hareket edenler elbetde var.Bunlar da genelde bulundukları çevrede,
vatandaşda para toplama-dilencilik-işleriyle görevlendirilmiş olan salaklardır.
İdareci kadrolar ve -Ağbeylik derecesine!-  ulaşanlar,ne yaptıklarını bildiklerinde... itamlarım da doğrudan onlaradır.

(1)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TARKAN
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : 30 Ocak 2012, 20:39:26 »

2- Milli bir Örgüt mü?

Güçlenme süresinde ‘Türk’ kelimesinde korkmadıkları açıkca görülür. F. Gülen’in her vaazında ‘Masum Milletim’ diye göz yaşları döktüğüne, ‘Bayrak Düştüğü Yerde Kalkar’ dediğine ve hatta Türk Cumhuriyetlerinin ziyaret edilmesini ümreye eş tutuğuna da şahit olduk. Bu dönemde, İnsanın ‘ruh ve bedende’ müteşekkül bir varlık olduğunu bildikleri ve bu gerçeğe göre hareket ettikleri bir gerçek.

Milli bir yapıya sahip değillerse de,Milliyetleri vardı!...Sadece güçlenme, Holdingleşme aşamasına kadar olan süreç içinde! Holdingleşme dönemiyle beraber, Türk kelimesi bunlar için ‘zillet’ ifadesi olarak kabul edildiğinde, kullanılmaz! Yada ‘Piç-in’ mensubiyetinin olmadığını bildikleri noktasında hareket ettiklerinde,Türk kelimesi de mensubiyet ifadesi olduğunda, kullanılmaz! Kullanmazlar!

Bunun yerine ‘Anadolu!’kelimesinin kullanılmasına özellikle dikkat ederler!

‘Anadolu İnsanı,Anadolu Kültürü’ gibi...Coğrafya bir Millete ad ve kimlik olmaz! Milletler coğrafyaya ad, şekil ve kimlik verirler. Bunlarsa kimliksiz! Özellikle 2000’li yıllarla başlayan süreçde, direkt olarak Türk Milliyetcilerini  Ülkücülere Huzuru bozan malum güçler  diyerek, hedef almaları ve hedef göstermeleri!,sırtlarını şeytana dayadıklarının işaretidir.Kısmi tebliği aldıkları da aşikar.
Bu durum, F.Gülen’in devre dışı olduğuna da kesin delildir.

Türkeşin cenaze namazını kıldıran, iki imamdan biri olan F.Gülen Hoca’nın hakim olduğu bir oluşumun,Türk Milliyetcilerini hedef göstermesi, açık ve alenen düşmanlık etmesi, akla ziyan bir durumdur. Alenen düşmanlık ettiklerine göre, Hoca çoktan devre dışı bırakılmış, Şeytan da devreye girmişdir!

Milli bir örgüt asla değil. Milli hasasiyetleri yumşatarak bu direnç mekezlerini de kırma görevini -dıkları emir gereği- yapmakdadırlar.Bunlar için insan et ve kemik yığını bir varlıkdır.Bu biyolojik verlığın da,varlığını,biyolojik aktivitesini sürdürmesi esasdır! Yaradılış gayesi mi?!.. Holdinğler için var olma  gayesi, kapital esaslıdır!

Bedeninde korkup kaçanın,bedenini inkar edenin;o bedendeki ruhu inkişaf ettirmesi mümkün mü?!
Allahın verdiği sıfatların reddi ne anlama gelir? Red eden ne durumda olur sa bunlarda O durumdadır!

3- Siyasi bir Örgüt mü?

Her oluşumun, bir gayesi,amacı ve de varmak istediği bir hedefi vardır. Hedefe ulaşmak için de belirlenen ‘strateji’ hayati öneme haizdir.

Bu oluşumun, stratejisi mükemmel. Bu mükemmellik de ülkenin sosyo-kültürel ve siyasi yapısını çok iyi analiz ederek, elde ettikleri bir gerçeğin; uygulama alanına –hilekar ve TAKKİYECİ!- bir şekilde sokulmasıyla elde edilmişdir.

Ülkedeki sosyal boşluğu tesbitleri ve bu boşluk üzerinde yapılanmaları;gerçeği tesbitleri doğru...Bu gerçeklerin üzerinde yapılanmaları da takkiye. Salak devletin biraktığı-sosyal boşlukda- yararlanarak güç olmak, gücünü de devletleştirmek ana gayeleridir...Başarılıdırlar da...

Türkiyedeki siyasi zemin çok kaygan ve değişkendir.İdealleri olanlar böyle bir zeminde hedefe ulaşamazlar.Kimde? Nerden ve ne zaman? çelme  yiyeceğinizi bilmediğiniz bir siyasi arenada, ‘nötür’ görülüp en son ayakta kalana tutunmak iyidir...Bu oluşum,bunu, en iyi ve hatasız bir şekilde 2002 ye kadar yaptı ve  devlet-leşdi!...

Siyasi bir örgüt-mü? Sorusuna, halen net bir cevap veremedim,veremiyorum.
Mevcut bilgilerimle de akademik bir değerlendirme yapamıyorum.  Evet, görünürde siyasi bir örgüt değil! ulusal ve uluslararası siyasi arenanın,en haysiyetsiz siyasi fahişesidir.


4- Hayır kurumu mu?

Türk insanı duygusaldır!.. Acınacak halde de olsa,başkalarına acır!.. İçinde bulunduğu şartların muhasebesini de muhakemesini de yapmaz-yapamaz.  Birde, kullanacağınız kelime ve kavramları ‘Allah,Resululla ve Sahbelerle’ Süsleyip, cümleler kurarak insanlara bire bir, toplu halde, görsel ve yazılı medya aracılığıyla hidap ediyorsanız, insanımızı istediğiniz gibi sömürür ve yönlendire bilirsiniz. Yanlış veya doğru, biz böyle bir Milletiz.

Bu oluşum, Milletimizin bu halinde de mükemmel bir şekilde yararlanmışdır.

Ülke içinde ve ülke dışında açmış olduğu okulları, yurtları, kursları ve leri...birer ‘hayır kurumu’ gibi  göstermiş, malesef, halkda da böyle bir algı ve kabül görmüşdür. Halkı bire bir uyarmadığınız sürece de, bu algının dışında bir bakış açısı oluşmamakdadır.

Açılan okullar, kurslar ve lerler in...tamamı ticari maksatlarla yapılmış ve çok iyi de gelir getirmekdedir. Yurt dışında açılan okullar ‘Türk Okulları!’ olarak anlatılmışdır.  Oysa ki bu okullar ‘İngilizce’ eğitim yapan okullardır. Bu okullarda yetiştirdikleri Türkce öğretilen‘papağanlarla’da Türk Milletinin ruhu okşanarak soyguna zemin oluşturmuşlardır.Bunda da çok, çok başarılı olmuşlardır. Hatta bu papağanlarla devletin televizyonunda ‘Türkce Olumpiyatı’ adı altında kendi propogandasını, devlete yaptırmakdadırlar. Devlet, kim ki?!..

Türk İnsanının ruh halini çok iyi bilen bu oluşumun önderleri, sahip oldukları Tv lerle de mahşeri sahneleyerek,cennet ve cehennemi pazarlamadan da haya etmiyorlar. Oluşturdukları bu pazarın da % 98 ine hakimler. Sermayesiz ve hertürlü krize karşı da asla sarsılmayacak, hatta krizlerde daha çok karlı çıkacak bu pazarın da  % 98 ini kontrol altına almışlardır. Pazarlama işlerini de en mükemmel bir şekilde yapmaktadırlar! Elinizdekini bize verin! Allah da size Cennet verecek!...

Bu halleriyle de Orta Çağ Avrupasında Papazların Endüljans uygulamalarını,günümüz Türkiyesi de, Müslüman- Türk İnsanına uygulayan Papazlık rolünü bire-bir üslenmişlerdir.

(Endüljans: Orta Çağ Avrupasında Papazlar, dindar hıristayan halka para ve gayri menkulleri karşılığında ceneti satmalarıdır. Bunun karşılığı olarak da yazılı belgeler verilmişdir. O dönemde  kiliseler ve mensupları, kadrolar çok zengin olmuşlar. Devlet idaresi üstünde de mutlak hakimiyet kurmuşlardır. Halk sa ellerindeki, satın aldıkları cennetin tapusunda! başka bir şeye sahip değildir! Bu döneme çok  kan akıtılarak son verilmişdir! Ama SON VERİLMİŞDİR!)

Bu oluşum, elbetde bir hayır kurumu değil.Her yer ve şartda yaptıkları gibi,bu konuda da hileyi ve takkiyeyi hatasız yaparak, hırsızlık ve soygunu da gönüllülük esasına ve yasal zemine oturtmakdan da oldukca başarılı ve mükemmeldirler!..

Kurguları, ‘Asr-ı Saadet’ üzerine!..Yaşantılarıysa ‘Zaman-ı saadet’ Vaad ettikleriyle! aldattıkalarıysa zamanın zülmüne ve sefaletine tabii olarak yaşamaya devam edeceklerdir!...
Bir hayır kurumu değil.Sahtekarlıklarına hayır ve hizmet kılıfı giydirecek kadar hayırsız, hayasız,haysiyetsiz ve yüz yılın en moderin soyguncularıdır!

 5- Global Güçlerin İçimizdeki Devşirmeleri ve Bir Holdinğ mi?

Evet. Bizim –Balkan, Orta Doğu ve Kafkas eksenli – coğrafyada hiçbir şey tesadüflerde aranamaz.İnsanımız zekidir hiçbir şeyin tesadüfen olmadığını bilir amma, inancı ve saflığının gereği,olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde düşünüp, değerlendirerek real bir sonuç elde etme yoluna gitmez.‘Rabbim öyle takdir etmişdir’ der ve kenara çekilir...
İşte bu noktada da varlığını inanç sömürüsü üzerine kurmuş olanlar devreye girerler!..

Bu oluşuma,yaptıkları işin ve bu işleri yapabilmek için finans kaynaklarının ve de uluslar arası işlerdeki bu kadar rahat hareket etmelerinin sebebi sorulduğunda bunlar bu durumu bir cümlyle açıklarlar; Takdir-i İlahi bizim başarımız yok!biz aracıyız!...Alçak gönüllülük mü? Alçaklık mı?..

Öylemidir?

Bu oluşum 1984 de palazlanmış, 1990 lı yıllarda kanatlanmış, bu kanatlanış iç güç merkezlerini rahatsız etmişdir. İşde bu noktadan da, korunmaya ihtiyaç duymuşlardır!..

Yeni dünya düzeninin dillendirildiği bu dönemde de ABD nin Balkan, Orta Doğu ve Kafkas eksenli coğrafyayı şekilendirme ve enerji kaynaklarının kontrol etme politikalarının, stratejisine uygun bir zemin aranmışdır. Bu bölgelerin askeri bir güçle kontrolü hem pahalı, hem zor ve çok güç olacağını bilen ABD bunu, o bölgelerde yaşayan halkların içinde ‘devşirdikleriyle’ yapmanın daha uygun olacağında karar kılmışdır! Uzun vadeli de olsa, akıllıca bir yatırım. (Bakınız: Medeniyetler Çatışması, yazar:Samuel.P Huntington)
İşte bu noktada ‘arz-talep’ ilişkisinin bir gereği olarak Biraderler Holding oluşumu ABD nin korumasına girmişdir. 1990’lı yıllar itibariyle bu oluşum global güçlerin içimizdeki devşirmeleridir.

Çok basit bir örnek,

Müslüma Türk olarak çantanıza Milyonlarca dolar koyun,türist olarak -Avrupa veya Amarikaya- değil, herhangi bir Afrika ülkesine dahi gidemezsiniz! Vize alamazsınız. Gitiğiniz varsayalım,bu ülkelerde oturma,iş kurmak için de bir yığın işlem ve izin gerekmekdedir...Bunlar –dilini dahi bilmedikleri ülkelerde- bunca işi nasıl başarıyorlar? Allahın Yardımıyla mı? Madem öyle, bu zat-ı mubarekler bir yol Filistin’e, Irak’a, Çeçenistan’a, Keşmir’e ve Afkanistan’a da uğrasalar!...Olmaz mi?

Bu devşirmelere bir yerlerde, bir yardım var da, bu Rab’bimin yardımına hiç mi hiç  benzemiyor.Bu yardımı Şeytanda aldıklarında da şüphem yok! 50 ila 75 Milyar dolar gibi korkunç bir parayı, illeğal bir şekilde kontrol eden bu holdinğin masumiyetini kabullenmek saflık değil, aptallık olmaz mı? Olur.

Bu oluşum global güç destekli ve bu güçlerin Türk - İslma coğrafyasında -Holdinğleşdirdiği - ana dayanağıdır. Varlıklarını ve güçlerini borçlu oldukları yere-yerlere hizmet eden, bunu da-Türk toplumunun psikolojisine uygun- dini söylemlerle yapan, iki yüzlü, takkiyeci, hilekar ve sahtekarlardır. Bundan da çok çok başarılıdırlar.

                                                    
(2)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TARKAN
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 30 Ocak 2012, 20:40:44 »

F.Gülen’in Durumu


Elbetde oluşumu başlatan Gülendir. Cemaatlaşma aşamasında da Gülen vardır. Holdingleşme aşamasında Gülen devredışı bırakılmışdır. Ama misyonunda da en verimli bir şekilde yararlanmışlardır.Yararlanılıyor da...Bu aşamada Holding, Gülen’in yakın varlığında korkduğunda, Gülen’i ABD de mecburu ikamete tabii tutmuşdur!

Biraderler Holding bunu neden yapmışdır?

Gülen de işin ana mecrasında çıktığını bildiğinde...konuşma ihtimaline kaşı, bir şekilde susturulması gerkiyordu. Bunun için başka yollar da denenebilirdi! Ama bu büyük risk olur, tabanı kaybederlerdi! İleriye dönük iyi bir duygu sömürüsü ve yatırıma zemin oluşturmak için, dereceli biraderler istişare için toplandı ve sürgün kararını verdiler. Yer tesbitini de babalarına (abd) sordular. Baba için bu kaçırılmaz bir fırsattı, ipin bir ucu elindeydi, bu fırsatla iki ucunu da eline almış oldu.

F.Gülen neden Türkiyeye(gelmiyor!) getirilmiyor?

Demişdim ya, ‘Biraderler’ Türk Milletinin piskolojisini mükemmel bir şekilde çözdüler. Bu Millet duygusaldır. Madur da olsa,‘madur rolünü’ oynayanlara karşı merhamet duyar!
F.Gülenin ABD de olması, biraderlerin ‘maduriyet’ propogandası yapmaları ve en az gelecek 30-40 yıl içinde meşru! soyguna zemin oluşturmaları için ideal bir durumdur. F.Gülen Türkiyeye tabut içinde getirilecekdir! Ölümü de biraderler eliyle gerçekleştirilecek, ama buna mutlak son ve ecel denecekdir.

Ve, o muhteşem cenaze töreni gerçekleşecek. Bu coğrafyada  Atatürk’e, Özal’a ve Alparslan Türkeş’e yapılan muhteşem cenaze törenine nispet yaparcasına mütiş bir kalabalıkla, muhteşem bir cenaze töreni yapılacak. Ama büyük bir fark da olacak!
Bu fark da şöyle olacak: Cenaze namazında –olmasa da!- protokolde diyalog fonu oluşturulacak! İmam, Papaz, Haham, Budist Rahip, Şaman, Mosanlar ve Tanınmış Ataistlerde oluşan bu fonla gerekli yerlere, gereken mesajlar verilecek.

Cenazeye her kıtada, her din ve renkte insanlar –taşınarak- getirilecek...

Muhakeme kabiliyetleri dumura uğaramış olanlar da görüntünün etkisinde kalarak ‘ne büyük adamlar bunlar’ diyecekler! Biraderler de ‘işte bizi dünya kabul etti de, bu ülke kabul etmedi, dışladı’ propogandası yapacaklar. Ölüm de, Biraderler Holding için getirisi çok yüksek bir yatırıma dönüşdürülecek, bizler de buna şahitlik edeceğiiiz.

                                          *

Takkiye -1

Bu Hiv virüsleri için hep, sahtekar ve takkiyeci dedim. Bunu net bir örnekle açıklamaya çalışacağım. Bu virüsler en büyük takkiyeyi Atatürk  konusunda yaparlar. Atatürk’ü  hiç sevmemelerine, hatta tiksinti duymalarına  rağmen sahibi oldukları tüm kurumları ATATÜRK  köşeleriyle süslerler!

Kendi aralarında da M.Kemal ATATÜRK’ün  adını hiç ağızlarına almazlar. Aralarında kullandıkları ve sürekli değiştirdikleri‘parola’vardır. Bunlar: Beton, put ve  -değişmediyse ki- şimdi de sarhoş...

Düşmanlıkları neden dir?

Din adına mı?! -Eğer bunlar Müslümansa!- Olmaması lazım!
-Bu HİV’ler kendi yaptıklarını ‘Takdir-i İlahi’ olarak izah ederler. M.Kemal’in de İlahi Takdir sonucu Türk Milletine baş olduğunu kabul etmezler! Sanırım bu Hiv’ler, İlahi Takdirin yanlış tecelli ettiğini –haşa- düşünüyorlar!

Millet adına mı? Asla.

-Problem burda. Millet olmakdan rahatsız olduklarından dolayı M.Kemal’e düşmanlık ediyorlar!
Bu konuda, bana söz düşmez... Şair demiş diyeceğini. Onu paylaşmak daha akıllıca olur!

Esiriken mümkünmüdür İbadet?
Yatıp, kalkıp Atatürk’e dua et
Sizin gibi Dürzülerin yüzünde
Dinde soğuyacak bu Millet

İşğaldeki hali sakın unutma!
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz
Sen, ANANDA yine çıkardın AMMA
Baban kimdi, bilemezdin ŞEREFSİZ!


             Neyzen Tevfik...Ruhu Şaad, mekanı Cennet olsun.
 

Takkiye-2

Bu sahtekarlar, hakim oldukları medya ve tv lerle, açmış oldukları okularda okuyan öğrencilerin uluslararası olimpiyatlarda hep ‘birincilik kazandıkları’ propogandasını yaparlar!..Bu okullar paralı, özel ve İngilizce eğitim yapan okullardır.

Uluslar arası başarıları, doğru mu? Hayır!
Yaptıkları tam bir sahtekarlıkdır ama, her işde olduğu gibi, bu sahtekarlıklarını da kamufile etmekden oldukca mahirdirler.

Nasıl mı?
Herhangi bir organizasyonun ‘uluslar arası’ boyut kazanabilmesi için,birden fazla ülkenin içinde yer alması ve bağzı küçük  prosüdürler gerekir!..Bu prosüdürleri yerine getirip uygulamaya da sokmuşsanız ve de elinizde medyanız da varsa; sahtekarlığınıza ‘kılıf’ oluşturmuşsunuz demekdir.Propogandanıza da zemin oluşmuşdur...Yeminde etseniz,yemininize zarar gelmez!

Bu prosüdür ne dir?

Şöyle yapıyorlar:Dünyanın her hangi bir ülkesinde, 3.(üçüncü) sınıf bir Ünüversiteye ve 3. sınıf  Profösörlere belirli bir üçret ödeyerek bir heyet oluşturuyorlar, değişik ülkelerde- kendi ÖZEL okullarında okuyan- öğrencileri de getirerek bir yarışma düzenliyorlar...Bu yarışmada da her okula bir dalda birincilik veriyorlar. Asla kaybedenin olmayacağı bu yarışmayı da ‘Uluslararası’ bir başarı olarak -medyaları vasıtasıyla- anlatıyorlar...Yani, kendi-kendilerine gelin-güvey oluyorlar!
Bu yaptıklarına da ‘hizmet’ kılıf giydirerek,Türk İnsanı üzerinde duygu sömürüsü yaparak,maddi ve manevi soygun yapıyorlar.Propogandasını yaptıklarıyla,gerçekler mukayese edildiğinde ortaya tam bir Sahtekarlık ve Takkiye çıkmakdadır...Ama bu işi de ‘Yasal Zemine!’oturtmada maharetlidirler!...Dünya üzerinde hiçbir sahtekar, bunlarla boy ölçüşemez. Hatta, bunlar şeytana bile papucu ters giydirirler diyeceğim ama,bunların olduğu yerde ‘şeytanın görevi’ icra edildiğinde papucu da kendileri giymekdedirler!...

Bunlarla birebir yaşadığım Olay.

 İş adamı bir arkadaşımın evinde (Kahraman Maraş)misafir olarak bulunuyorudum.

Bizim arkadaş gün boyu telefonla arandı ve her seferinde ‘buğün olmaz misafirim var!’ cevabı vermesine rağmen,israr sürüyordu...
Kendisine,
-Ben misafir değilim.Gelecekleri beraber misafir edebiliriz.Buyurup gelsinler.
-Kim bu gelecekler?
-Bir arkadaş arıyor...Gelecekleri bilmiyorum!..Benimle tanışmak ve sohbet etmek istiyorlarmış.
Kimlerin geleceğini ben biliyordum!..
-Sen ara ve sohbet için de müsait olduğunu söyle, gelsinler.
Gelecekler Biraderlerdendi. Amaç da para!
Aradı ve beklediğin söyledi. Onlar da Akşam namazını orda kılacağız demişler.
Evde hazırlık yapıldı ve misafirlerimiz akşam namazı vaktinde 6 kişilik bir ekiple teşrif buyurdular.Biz de 5 kişiydik.
-Mümkünse hemen namazımızı cemaat olup kılalım dediler
Namazdan sonra kısa bir tanışma faslı oldu ve tanıştık.Tanışmak isteyen akademik kariyeri olan Türkiyede gelmiş dereceli bir ağbeydi!.Tam bir güven ortamı oluşması için de kendilerine,yurt içi ve yurt dışı çalışmalarını takip ettiğimi anlattım.Yakinen tanıdığım ve basında bildiklerimle de söylediklerimi destekleyerek  tam bir güven ortamının oluşmasını sağladım.

Ve sohbet başladı.İçini ve sık,sık da burnunu çekerek konuya derinlik ve duygusallık kazandırmaya çalışırken,göz ucuylada oda da bulunan 10 kişinin  durumunu kotrol ediyordu...Söyleyeceklerine itiraz edilmeyeceğini biliyor ve  kabul gördüğünden de emindi!

Hizmetin!hizmetlerini ve bu hizmetlerin gerçekleşmesindeki kerametleri! Oldukca duygusal bir dil ve tavırlarla izah etti...Kurgu, herzamanki gibi; ‘cebinizdekini bize verin,Allah da size verir’ üzerine kurulmuş ve Sahabelerin nasıl cömert olduklarıylada desteklenerek,Asr-ı Saadet ...ve Resulullahın hayatındaki önemli olaylara vurgu yapıldıktan sonra..mukayese başladı.Evet, ‘Sahabenin ulaştığı sınırlar içinde Osmanlı ancak devletleşebilmişdir!.Biz se beş(5) kıtada varız!’...Etkiliydi...

 Biliyormusunuz? bu hafta ‘Şehitler Haftası!’ Çanakkale!..O mütiş savaş ve Bedrin aslanları!...(bu ara burun ve iç çekmeleri fazlalaşıyor. Ruhda derinlik ve bakışlardaki masumiyet ve nem...Aklında da acaba cüzdanlara ne kadar hükmettim şeytanlığını ben hissediyor ve görüyorum da  diğer 9 kişiden 3’ü zaten mürüt, 6’sı da teslim olmuş bi- haldeydi)
Evet, Bedrin aslanları demişdim... Çanakkalede savaşanlara. Neden?
Çünkü, Çanakkalede o mubarek orduya ‘O Sarhoş’ değil!  Hz.Muhammed(s.v) doğrudan komuta etmişdir!  (o sarhoş, ATATÜRK oluyor!)

Baktım ki bu hayvan ot yer! Sakin bir ses tonuyla
-Efendim görgü tanıkları var! Resulullah ana karargahda, Hz Ebu Bekir sağ cenahda, Hz.Ali ortada ve Hz.Ömer de sol cenahda yalın kılıç savaşmışlardır!
Gayet rahattı...hayvan!
-Teferruata girmedim, hocam!...
Ben de, sabrın son noktasındaydım ve Ulan hayvan! Çanakkale de Resulullah vardıda, Sarı Kamışda neden yoktu? (odaya  korkuyla karışık mütiş bir sesizlik hakimdi. Tehtitkar bakışla ve tavırla kıpırdmalarına dahi fırsat vermedim)

 Beni, son sözüm bitene kadar dinleyin, yanlış bulanlar da def olup gitsin!

Bakın arkadaşlar bu hayvan,bir saatdır konuştu. Konuşmalarında dini motifleri kullanarak da sizi teslim aldı. Sizin anlamayacağınız şekilde de kendilerini Sahabe ve Osmanlının da üzerine çıkardı. Son sözleriyle de Resulullaha,Türk Milletine ve Mustafa Kemal’e de hakaret etti. (Havan, yanlış anlaşıldığını söylemeye çalışıyordu, susturdum!)

Arkadaşlar; Gayret,çaba,emek,araç-gereç,strateji, idare ve sevk olmada başarılı olunamaz.Bunlar olmada Allahın da Resulullahın da yardımı olmaz.

Çanakkalede Mustafa Kemel gibi akıllı bir komutan vardı. Bu komutanın,
komutasında savaş kazanıldı.Başarı Milletimizin evlatlarına ve komutanı M.Kemal’e aidtir.
Sarı Kamışda da iyi niyetli ama gerçeklerle değil, hayalleriyle hareket eden bir hayalperes Enver Paşa vardı. Orada yenilgi yok doğal şartların elverişsizliği var.

Kazanımların yanına,kazananı koyarak gerçekci bir değerlendirme yapmazsak, kaybettiklerimizi nasıl izah ederiz?!

Bu sakat mantıkla yapılacak bir değerlendirmede ;İslam dünyasının içinde bulunduğu durumla,Hıristiyan dünyasının içinde bulunduğu durum, mukayese edildiğinde, Resulullahın, Hıristiyanların yanında olduğu da söylenemez mi?!

Böyle salakca bir anlayış, İslami bir yaklaşım olabilir mi? Karar sizin!

Şimdi, şu HİV virüslü devşirmenin peşinde gidecekler, gitsin...Kalanlarla ben sohbete devam ederim.

Devşirme ve 4 kişi kalkdı. Bunlardan üçü  geri geldi. Bu geri gelenlerden ikisi uzun süredir bunların içindeymiş, biri de iş adamı, o da yükek bir meblag yardım sözü vermiş.

Bu arkadaşlara,bu oluşumun-Milletimiz ve İslam adına- samimiyetsiz,sahtekar ve takkiyeci bir anlayışı olduğunu anlattım.Onlar da ikna oldular.

Milletimizin  evlatlarını bu HİV virüslerine karşı uyanık tutmak, sağlıklı bir toplum olmamızın da,Allah, Resulullah ve Kuran’a doğrudan bağlılığın da bir gereğidir.

Allahla Kul arasında,aracılık rolünü, Hıristiyanlıkda Papazlar üslenmişdir.
Müslümanların Papaza ihtiyacı var mı?!
  
(3)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TARKAN
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : 30 Ocak 2012, 20:42:12 »

BU HİV’lerin GERÇEK YÜZÜ !  
  
 Zaman gazetesinden Alıntı,

Etyen Mahcupyan’ın   (zırvası)

Türkler

Hrant'la birlikte Avrupa'daki Ermeni diyasporasının karşısına epeyce çok çıkmıştık son dönemde. Tartışmalar döner dolaşır hep aynı noktada yoğunlaşırdı. Soru Türklerin değişebilip değişemeyeceğiydi….Diyasporadakiler Türklerin değişemeyeceğini, uygarlığın getirdiği tüm yeniliklere karşın, onların ötekini kabullenemeyen özlerinin hep orada olduğunu söylerlerdi. Biz ise 'Türkler' diye bir kategoriden söz etmenin yanlış olduğunu, son dönemde Türkiye'de her kesimde önemli bir değişim dinamiğinin yaşandığını, artık geçmişe ve ötekine farklı biçimlerde de bakıldığını, toplumun kandırılmaktan bıktığını örnekleriyle anlatırdık. Sonuçta karşımızdaki grubun büyük çoğunluğunun bizim fikrimize geldiğini, Türklerle ilişkide normalleşmenin bizzat Ermeni kimliğinde bir normalleşme ürettiğini gözlemler, kendimizden memnun otelimize dönerdik. Yolda hemen her zaman sevinçli, hatta coşkulu olduğumuzu hatırlıyorum.
 Sanki adım adım köhnemiş kilitleri açıyormuşuz, bir toplumu ve kültürü açık havaya, özgürlüğe taşıyormuşuz gibi bir duygumuz olurdu. İyimserliğimiz bir gün bile azalmadı... Sonunu gördüğümüz hayırlı bir yolda ilerlemekte olduğumuza ilişkin güçlü bir kanaatimiz vardı...

Oysa Türklere ilişkin bu 'değişmezlik' kanısı hiç de yabancı olduğumuz bir görüş sayılmazdı. Çocukluğumdan beri ve özellikle siyaset yazmaya başladığımdan bu yana babam sık sık geçmiş örneklere dönerek fazla kendimi yıpratmamamı, çünkü 'bu Türklerin değişmeyeceğini' konuşmasının bir yerine iliştirirdi. Kendi babası da ona hep bunu söylemiş ve nihayette haklı çıkmıştı...

Anlaşılan her Ermeni nesli geleceğin artık eskisi gibi olmayacağı kanaatiyle kendini bir süre avutuyor, sonra da Türklerin değişmeyen özüyle karşı karşıya geliyordu.

 Ama Hrant'la ben bu telkinlerin üzerinde durmaz, kendimizi ikna ettiğimiz bir umut çizgisi üzerinde yolumuza devam ederdik. Şimdi düşünüyorum da demek ki henüz gençmişiz... Babamın çoktan öğrenmiş olduğunu bilecek yaşta değilmişiz... Hrant'ın gidişi Türklerin bize 'artık kendinizi kandırmayın' demesidir belki de. Bugün sokaklarda Hrant için biriken insanlara bakarak değişimi görsem, 'benim Türklerim işte bunlar' desem de, acaba o Türk'ten içerü değişmeyen başka bir Türk mü var, diye sorgulamadan edemiyorum. Bu farkındalık içimi burkuyor... Benim 'Türk' dediğim insanların hayatımı, günümü, fikirlerimi, iç dünyamı paylaştığım can yoldaşlarım olduğunu nasıl es geçebilirim? Ama eninde sonunda diğer 'Türk'ün ortaya çıkıp her şeye damgasını vurduğu gerçeğini de nasıl görmezden gelebilirim? Bugün artık mesele 'Ermeni sorunu', 'soykırım' falan değil... Artık bu iki Türk'ün arasındaki esas meseleyi yaşıyoruz... Ermeniler olarak yarını hangi Türk'ün belirleyeceğini merak ediyoruz. Ve gönlümüz bir güvercin tedirginliği içinde bizim can yoldaşlarımızın bu insanlık sınavından yüz akıyla çıkmasını diliyor... Hrant'ı hazmedemeyen, onun varlığına bile tahammül edemeyen öteki Türk'ün cinayete uzanan elini tutacak, onu anlayacak halimiz yok. Katil henüz reşit değilmiş... Hrant olsa "tam da bu işte" derdi, "Türkler reşit mi ki?" Olgunlaşması engellenmiş bir toplumda yaşadığımızın farkındaydık zaten, ama belki şu soruyu da sorma zamanı geldi: Yoksa kendi kimlik sorununu ötekine yönelen bir şiddet eylemine dönüştürerek ayinleştiren, bu işler için 'yaşı küçültülmüş' bir toplum mu bu? Benim Türklerimin önündeki mesele artık açık... Toplu patolojiye doğru hızla kaydırılmak istenen toplumun intiharını engellemek, herkesin kendisini 'insan' hissedeceği bir var olma halini ortaya koymak... Türkler değişebilir tabii ama öteki Türkleri değiştirebilirler mi, gerçekten de söylemek zor. Ama niye olmasın?.. Hrant olsa benim bu kuşkuculuğuma karşı çıkar, "onlar da insan değil mi.... hayret bişey" derdi...

                                   *Yazının orjinali için bakınız*

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=490871



Evet Türk Evladı; bu yazıyı gazetesinde yayınlatanların Dini ve Milliyeti hakkında kararını sen ver!..Kime yardım ettiğini de bil !!!


                                       *

-Ben bu yazıyı gazetede okuduğum  günün akşamı,onların yayın merkezlerini arayarak (internet üzerinde) kendilerini protesto ettim.Kendilerinde sert tepki alınca da,çok daha sert tepki gösterdim.Benim ikamet ettiğim şehre çok yakın olan bir yerde bunların –eğitim merkezi!- adı altında faliyet gösterdikleri bir  dernekleri var.Gazete yetkilileriyle yazışmamda bu merkezin adını ve adresini de vererek, bu merkezi ziyaret edeceğimi! de söyledim!

Yazışmalar sertleşmeden,restleşmeye kadar vardı.Ben bilgisayarımı kapattım ve Antakyada ki evime gittim.Tüm bu anın yaşanmasında geçen süre iki saat ancak olkuşdu.evde  oturuyodum…kapı  çaldı iki kişilerdi

Kimdi bu gelenler?
Bu malum gazetenin Antakya merkezde ki  derneklerine  haber vermiş.Benimle, kendileri arasında geçen yazışmaları onlara anlatmış! Onlar da beni tanıdıklarında,bu derneğin ağbeyi İsmail adlı, “dereceli biraderle„ bu malum oluşumun içinde aktif  ve sadık bir toplayıcı olan Hasan T. adlı kişiydi gelenler.(Hasan T. yakinen tanıdığım biriydi)

Hasan T.(toplayıcı) bu yazıyı çok çirkin ve kabul edilemez buluyordu,ama kabulleniyordu! İsmail adlı “dereceli- birader„de ; -Bunda da bir keramet vardır- diyordu!...

Türk Milletine hakaretle dolu bir yazıda, nasıl bir keramat olur?!..Bu yazıda keramet vardır diyenler ve derecli biraderler sanırım, mahremlerinin üzerinde,kendi mensuplarından birini görseler! -bunda da bir keramet var-  deyip,kapıyı kapatıp giderler!..


Tanrı Türkü bunlar gibi müslümanların ellerine bırakmasın, şimdi iktidarda olanlarda bunların aynılarıdır, malumun ayinesi.

Tanrı Türkü korusun

NE MUTLU TÜRK DOĞANA!

Safkan Türk  turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Börü_Bilge
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 249



« Yanıtla #15 : 01 Şubat 2012, 06:38:44 »

F.Gülen denen din yobazı;
Erzurumun Hasankale ilçesinde Korucuk köyünde 27 Nisan 1941 yılında doğmuştur.

Babası Camii imamı

Gülen altısı erkek ikisi kız sekiz kardeşin ikincişidir

1945’de Kuran öğrenmeye baslamiştır

1946 yılında ilk okula başlamış ama ailesi alvar köyüne taşınması nedeni ile ilkokulu bırakmak zorunda kalmış ve dışarıdan girdiği imtihan ile ilk okul diplomasını almıştır.

Babasından arapca dersleri, Hacı sıtkı efendiden Tecvit ve Kuran dersleri almıstır.

1951’de Hafızlığını tamamlamıştır.

1954’de Erzurum’da Medrese dersleri almıştır.

Emsil bina ve merah metin ezberleyerek okuyan ve izhar’ı bitiren Gülen Molla Camii’ye başlamıştır.

1959 Edirnede Osman Bektaş fikir ve din eğitimi almıştır.

Edirne üc şerefli camii’de toplam dört yıl sure imamlık yapmıştır.

Kominizimle Mücadele Derneğinin 2. şubesinin Erzurum kurulusunda yer almış ve halkevinin Erzurum şubesinde yönetimine girmiştir.

Edirne’de Darul Hadis Camii’nin imam odasında özel sohbetler baslatmıs 1965’te Kirklareline tayin olup bir yıl vaizlik yapmıstır.

1966’da Izmir merkez vaizliğine, 1971 yılına kadar görevine devam etmiştir.

Kestanepazarı Dernegi kuran kursunda yöneticilik ve gönüllü ögreticilik yapmıştır.
1968 resmi görevlendirme ile Hacca gitmiştir.

12 Mart döneminde askeri cuntanın isteği ile TCK’nin 163. Maddesinde tutuklandı ve yedi ay sonra 5 kasım 1971 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ve 1974 yılında beraat etti.

23 Subat 1972 tarihinde Edremit vaizliğine atandı.

1975 ve 1976’da Anadolu’nun bazi  şehirlerinde Kuran, ilim, darwinizm, altin nesil, ictimai adalet ve nübüvet isimli konferansları vermiştir.

Sizinti dergisinde başyazıları ve daha sonra orta sayfa yazılarını da yazmaya başladı.

1980’de 12 Eylul darbesinde, Izmir ve Ege ordu sıkı yönetim komıtanları tarafından yakalanma emir yayınlandı ve aynı tarihte Izmiri terk etti.

20 Mart 1981 tarihinde Diyanet işleri bakanlığındaki vaizlik görevinden istifa etmiştir.

1986’da Hacca giderek hac farızasını yaptı.

13 Ocak 1989 tarihinden 16 Mart 1990 tarihine kadar 62 hafta vermiş olduğu vaazlar “ sonsuz nur “ adıyla üc cilt halinde kitaplastırmıstır.

1990’lı yıllarda Turgut özal, Tansu ciller, Mesut yılmaz, Bülent ecevit, Abraham foxman, Morton, Abramowitz, Papa II John Paul ile tanışmış ve görüşmeler yapmıştır.

1999 Mart ayında sağlık sorunları nedeni ile ABD’ye gitmiş ve o tarihten ihtibaren Pennsylvania eyaletinde yaşamaktadır.

28 şubat süresinde 2000 yıllarında TC devirmek amacıyla yaşadığı terör örgütü kurmaktan Gülen aleyhinde dava acılmış ama bu dava önce 2000 yılı Aralık ayında çıkan af ile askıya alınmıştır.

2006 yılında Terörle mücadele kanunda yapılan değişiklik sonrası F.Gülenin Avukatlarının başvuruşu nedeni ile yeniden görülmüştür.
2008 yılında cürüm ve şiddete başvurarak teşekkül oluşturduğuna dair delil olmadığından yeni Terörle mücadele yasasından beraat etmistir.

Gülen cemaatinin Mal varligi.

EĞİTİM AĞI
       Türkiye’de Fatih, Azerbaycan’da Çağ Öğretim İşletmeleri’ne ait Kafkas ve Kazakistan’da Feza Gazetecilik AŞ’ye ait Fatih olmak üzere üç üniversitesi, Ankara’da Fatih Üniversitesi’ne bağlı Ahmet Örs Hastanesi, Türkiye genelinde 200’den fazla özel okul, binlerce ışık evi, 460 dershane ve kurs, 500 öğrenci yurdunun yanısıra Türk Cumhuriyetleri’nden Kanada’ya, Nijerya’dan Singapur’a uzanan 54 ülkede toplam 250 özel okul, bu ülkelerde 21 öğrenci yurdu, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve onbinlerce öğrencisi var. Cemaate bağlı bu eğitim kurumlarında 7 binden fazla öğretmen, 500-1500 dolar karşılığı görev yapıyor. Gülen’in ‘Altın nesil’ yetiştirme iddiasıyla yola çıkarak açtığı okulların mali portresi ise 1.5 milyar dolar olarak hesaplanıyor.
      
PARA
       50 milyar dolara ulaşan İslami sermayenin yarısının, Fethullah Gülen cemaatinin destekleyicilerine ait olduğu belirtiliyor. Büyük bölümü kayıt dışı olan bu sermayeyi, cemaatin kontrolündeki şirketler elinde tutuyor. Bu şirketlerin yıllık iş hacmi ise 2 milyar doları aşıyor. Cemaat, Asya Finans, Samanyolu TV, FEM Dershaneleri, Zaman Gazetesi dahil 56’sı büyük kuruluş olmak üzere 500 şirket tarafından destekleniyor.
      
İŞADAMLARI
       Gülen’in icazetiyle kurulan ve 2000’i aşan üyesi bulunan İş Hayatı Dayanışma Derneği (İŞHAD) bünyesinde 500’ün üzerinde iş adamı ve şirket bulunuyor. İŞHAD ile birlikte Türkiye genelinde 17 işadamı derneği Gülen’i destekliyor.
      
ASYA FİNANS
       Fethullah Gülen cemaatinin ekonomik alt yapısını oluşturan ve 1996’da kurulan Asya Finans Kurumu’nun kuruluş bütçesi 2 trilyon lira. Günlük işlem hacmi trilyonları aşan kurumun başında Mehmet Emin Hasırcılar var. Kurumu destekleyen işadamları arasında, Asya Finans’ın yönetim kurulu başkanı da olan İhsan Kalkavan, Demir Ali Bayraktar, Sadık Pişan, Mehmet Şirin, Beyhan Nakipoğlu, Faruk Berksan, Selçuk Berksan, Mustafa Fırat gibi isimler bulunuyor. Asya Finans’nın öncelikli hedefi uluslararası düzeyde bir banka olmak.
      
IŞIK SİGORTA
       Cemaatin izlerini büyük ölçüde taşıyan Işık Sigorta, 200 milyar TL. sermayeyle 1996’da kuruldu. Yönetim Kurulu üyeleri arasında İhsan Kalkvan, Mehmet Emin Hasırcılar, Ahmet Kurucan ve Fazıl Karaman gibi isimlerin yer aldığı şirketin, Türkiye genelinde 400 acentesi bulunuyor.
      
GEBZE ARAŞTIRMA VE PAZARLAMA AŞ.
       Cemaatin Asya ülkelerindeki eğitim atağı, başta Gebze Araştırma ve Pazarlama AŞ. olmak üzere Çalık Grubu ve Yengin Holding tarafından destekleniyor.
      
VAKIFLAR
       Cemaatin vakıf sayısı 200. Yasa uyarınca, bu vakıflar gelir, veraset, intikal, emlak, gümrük vergileri ve harçlardan muaf tutuluyor. En büyüğü ‘‘Akyazılı’’ olan bu vakıflar teşvik kredileri kullanıyorlar. Cemaatin vakıf zincirinde trilyonlar dönüyor.
      
AKYAZILI VAKFI
       1972 yılında İzmir’de bir evde kurulan Akyazılı Vakfı, bugün 300 gayrimenkul, 46 yurt, 16 dershane, işyeri, arsa, otel ve lokanta gibi yerlerle Gülen ve cemaatine en büyük parasal desteği sağlıyor.
      
MEDYA KURULUŞLARI
       Gülen’in kamuoyuna sesini duyurmak için Burç FM ve Mert FM en ünlüleri olmak üzere 25 radyo, Samanyolu TV, Feza Gazetecilik adına yayımlanan Zaman Gazetesi ile Aksiyon ve Sızıntı Dergileri bulunuyor.


Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 01 Şubat 2012, 06:46:46 Gönderen: Börü_Bilge »
Kayıtlı

Neresinde bir Türk varsa Yeryüzü Küresinin….
Sınırı ordan başlar Bozkurt mefkuresinin…
Yürü sensin umudu bütün esir illerin…
Yürü nutku tutulsun Emperyalist dillerin....
Börü_Bilge
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 249



« Yanıtla #16 : 01 Şubat 2012, 06:40:41 »

CEMAATİN TERMİNOLOJİSİ

Risale-i Nur: Nurculuğun kurucusu Said-i Nursi'nin kitapları. Cemaat içinde Gülen'in kitaplarından bile önemlidir, zaten Gülen'in fikirleri de çoğunlukla Said-i Nursi'yi referans alır. Bu kitapların Kuran'ın tüm gerçeklerini açıkladığına inanılır ve Kuran'ın tek başına okunduğunda yanlış anlaşılabileceği düşüncesiyle ondan daha fazla okunmaktadırlar. Tam şakird olmuş bir kişi, Risale-i Nur'u Said-i Nursi'ye Allah'ın yazdırdığına inanır.

Bediüzzaman: Said-i Nursi'ye takipçilerinin hitap şekli. 'Zamanın (çağın) benzersizi, eşsiz olanı' anlamında kullanılır..

Şakird: Gülen cemaatinden kişilerin kendilerine hitap şekli. 'Çömez, çırak, öğrenci' anlamındadır.

Hİzmet: Şakirdlerin insanları ve toplumu İslamileştirme çabası, aynı zamanda cemaate taktıkları isim. Cemaatin hizmetten anladığı çoğunluğun düşündüğü ve korktuğu gibi devlete şeriat düzeni getirmek değil, insanları kendi içlerinden gelerek dini kurallara göre yaşayacak şekilde dönüştürmektir. Tüm kadınlar bunu Allah'ın isteği sayarak ve aksi halde yanacaklarını düşünerek kapanırsa, herkes hayatıyla ilgili kararlarını dini referans alarak vermeye başlarsa, rejimin adının cumhuriyet ya da demokrasi olmasının onlar açısından farkı olmayacaktır. İnsanlar fikirlerini, bunu isteyip istemedikleri doğrultusunda oluşturmalı.

Abi: Yaşça büyük şakirdler, cemaat içinde küçük şakirdler tarafından abi olarak çağrılır. Kadın şakirdler için aynı şeyin abla olarak kullanıldığını ve benzer bir yapılanma olduğunu duymuştum, ama onların dünyasını bize ancak kadınlar anlatabilir. Çünkü erkek ve kadın şakirdler birbirlerinden çok uzak yaşarlar. Aslında erkek şakirdler her türlü kadından mümkün olduğunca uzak yaşar.

Sohbet: Fethullah Gülen'in ya da Said-i Nursi'nin kitaplarından bölümler okunması. Üzerinde konuşulması, günümüz hayatına bu prensiplerin nasıl uygulanabileceğinin abiler tarafından dinleyenlere aktarılması. Bu arada şakirdlerden gelen dini içerikli soruların cevaplanması. Her ne kadar sohbet dense de, iletişim büyük oranda tek yönlüdür.

İstişare: Tam şakird olmuş, cemaatin hassas konularına vakıf kişilerle bağlı oldukları evin ya da yurt odasının imamının yaptığı toplantılar. Genelde günlük ya da haftalık yapılır. Kazanılabilecek kişiler, okuma yarışmaları ve ibadet ödevleri, günlük olaylar hakkında kararlar bu toplantılarda alınır. Bu imamlar ayrıca kendi bağlı oldukları daha üst imamlarla da istişare yapar ve daha önemli konuları konuşurlar. Merdiven mantığıyla herkes bir üstüyle toplanır, böylece en alttan gelen konular da Gülen'in istişarelerine kadar çıkıp onaya sunulabilir.

Ülke/Bölge/Semt/Ev İmamI: Sorumlu olduğu yere göre, belli bir yerdeki şakirdlerden sorumlu kişi. O da şakirdtir, ama yaşça daha büyük ve tecrübelidir. O güne kadar yaptığı hizmetlerle, ağzının iyi laf yapması ve sohbet düzenleme kapasitesiyle, en önemlisi ne kadar az sorguladığı, üstteki abilerden gelen emirleri ne kadar kolay sindirebildiğiyle belirlenirler. Terfi ederek daha önemli noktalara gelirler. Teslimiyet ne kadar güçlüyse, yükselmek o kadar mümkündür.

Esnaf: Cemaate parasal destek sağlayan işadamlarına esnaf denir. Bazıları gerçekten küçük esnafken bazıları büyük armatörler, holding sahipleridir. Okulları finanse eder, şakirdlere ve kazanmaya çalıştıkları çocuklara burs verir, şirketlerinde çalıştırırlar. Gazetenin, televizyonun, finans kurumunun büyük projelerine finansman sağlarlar.

Dost: Şakird olmayan, cemaatin prensiplerini benimsemeyen, ama yumuşak huylu insanlar yetiştirdiği düşüncesiyle, yurtdışındaki okullar ülkeye faydalı inancıyla ve benzeri dünyevi düşüncelerle destek veren kişilerdir. Aralarında hristiyan rahipler de vardır, ateistler de. Çoğunluğu cemaatin iç yapısını bilmez.

Nurcu: Said-i Nursi'nin ve yazdığı Risale-i Nur'un takipçileri. Gülen cemaati bunların arasında kıyas kabul etmeyecek şekilde en güçlüsüdür. Her ne kadar Nurcular siyasi bir oluşuma gitmedilerse de, siyasetin içinde özellikle oy potansiyelleriyle yönlendirici olabilmekteler. Özellikle eğitimdeki kadrolaşmalarda oldukça aktif oldukları göze çarpıyor. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in Nurcu görüşe yakınlığı ve Said-i Nursi'ye hayranlığı bilinmekte. Belki sadece tesadüftür!

Müspet: Cemaate kazandırılma potansiyeli olan kişiler. Kendi içinde dereceleri vardır.

Ehl-i Dünya: Hayatının temeline dini koymamış herkese verilen isim.

Hİmmet: Hizmete yapılan bağışlar.

Işık evleri: Cemaat evleri için kullanılan bir çeşit takma isim.

İlgilenmek: Bir şakirdin cemaate kazandırabileceğini düşündüğü kişiye (genellikle çocuğa) hayatını adaması. Şakird ilgilendiği kişiyle neler yaptığını, hangi kitapları okumasını sağladığını, kaç sohbete gotürdüğünü, birlikte namaz kılıp kılmadıklarını haftalık istişarelerde bağlı olduğu imamına raporlar. Genç şakirdler arasında bazen bu terim yerine espri niyetine 'kafalamak' da kullanılır.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Neresinde bir Türk varsa Yeryüzü Küresinin….
Sınırı ordan başlar Bozkurt mefkuresinin…
Yürü sensin umudu bütün esir illerin…
Yürü nutku tutulsun Emperyalist dillerin....
Börü_Bilge
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 249



« Yanıtla #17 : 01 Şubat 2012, 06:42:43 »

Fethullah Şifreleri


Ağabey: Fethullahçı eğitmen, yol gösterici. İnsanları cemaate çekmeye, cemaati hoş göstermeye çalışan kişi. Temel Fethullahçı birim.

Abla: Kadınlar arasında “ağabey”lerin rolünü üstlenen kişi veya kişiler.

Şakirt- Şakirde: Çırak, talebe çömez gibi anlamları vardır. Ağabey ve ablaların yetiştirdiği Fethullahçılara denir. Olgunlaştıklarında “o artık şakirt oldu” denilir. Her ağabey ve abla da bir üstündeki emir aldığı kişiye göre “şakirt ya da şakirde”dir.

Ağabeylik-Ablalık: Hiyerarşi sisteminin kod adları.

İlgilenmek: Ağabeylerin önceden belirlenmiş insanlara yakınlık göstererek, arkadaş olarak onları çeşitli yollarla Fethullahçılığa dâhil etmesidir. Bu yollar ilgilenilen kişiye, yere ve zamana göre faklılık gösterir. Diğer adı “kafalamak”tır.

Hizmet: Özelinde Fethullahçılığın, genelinde Nurculuğun cemaat içindeki adı.

Dershane: Fethullahçı yapılanmanın evleri. Buralar dışarıya “üniversiteli talebelerin kaldığı evler” olarak tanıtılır. Diğer adları Işık Evi ya da Nur Evi’dir. Kaynağını sahabe devrindeki İbn-i Erkan evlerinden aldığı söylenir. Fethullah Gülen’e göre kapılarına kilit vurulmuş zaviyelerin, kışlaların, tekkelerin görevini yapan evlerdir. Bu evlere giriş ve çıkışlar mümkün olduğunca gizlilik içinde yapılır. Işık evlerinden sorumlu bir ev imamı vardır. Bu imamlar 6 ayda veya 1 yılda değişir. Evin maddi girdisi ve çıktısıyla ilgilenir yukarıdaki imamlara rapor verir. Bu evlerde genelde 4-5 kişi yaşar. Umumiyetle kiralanır. Fethullah Gülen’e göre bu evler Işık Süvarilerinin Kışlaları’dır. Fethullah Gülen bu evlerde yetişmeden, sabırla pişip ol¬gunlaşmadan yapılan her işin “ham hayal” olduğunu savunur.

İaşe: Evlerin giderleri için toplam para.

Hocaefendi: Fethullah Gülen. “Amerika’daki mübarek zat” da denir. Kesinlikle adı-soyadı ile hitab edilmez. Bu büyük saygısızlık kabul edilir. Eskiden kullandığı takma adları Abdülfettah Şahin ve Hikmet Işık’tır. Altında üç yıldız ( * * * ) olan yazılar da kendisine aittir.

Üstad: Bediüzzaman Said Nursi.

Büyük Ağabeyler: Adları örgütün alt kadrolarının sık duymadığı fakat üsttekilerin çok iyi bildiği bazı isimlerdir.

Başlıcaları: İsmail Büyükçelebi, Latif Erdoğan, Abdullah Aymaz (İsmail Yediler ya da Safvet Senih), Hüseyin Gülerce, Alaaddin Kaya, Ali Bayram, Harun Tokak, Ekrem Dumanlı’dır.

Ders Çalıştırma: Öğrencileri evlere çekmek için başvurulan en temel ve vazgeçilmez yöntem.

Sohbet: Haftada bir, aynı gruptaki, çoğu arkadaş ve birbirini getiren kişilerin evlerde toplanarak bir vaiz eşliğinde dini, güncel, politik konuları daha çok monolog olarak tartışmasıdır. Yarım saat ile bir saat arasında, genellikle Fethullah Gülen’in kitaplarından parçalar okuyan “sohbet abisi” sohbetin bitiminde katılanların birbiri ile kaynaşması için şakalar, takılma yollu münasebetler kurar. Daha sonra çay içilir, futbol ve malayani başka konular etrafında ortama şerbet verilir. Toplantının kod adı “çay içmek”tir.

İstişare: Sohbette istenilen verimi sağlayan kişiler bir üst kurul olan ve yine haftada bir toplanan bu toplantılara çağırılır. Kimin kaç kişi daha getireceğinden, getirilen arkadaşların ilerleme seviyesine, burada bulunmayan kişilere nasıl davranılması gerektiğine kadar “istişare abisi”nin açık açık anlattığı yerdir. Ciddi bir ortamdır. Bir üst birimden gelen emirler buradaki insanlara aktarılır ve haftaya kadar bunları yapması istenir.

Tedbir: Cemaate zarar gelmesini engelleyici her tülü yol. Ortamın bir savaş ortamı olduğu vurgusu sık sık yapılır. Bu sebeple cemaat üyeleri “hile mübahtır” felsefesiyle hareket ederler. Bu doğrultuda gerekiyorsa yalan söyleme dâhil her yol açıktır. Evlerden teker teker çıkmaktan, kitapları insanlar fark etmesin diye ciltlemeye, gerekirse en usturuplu yalanları söylemeye kadar her şey “tedbir dairesi” içinde mütalaa edilebilir.

Maç: Aynı sohbet grubundaki kişilerin kaynaşması amacıyla yapılan halı saha maçlarıdır. Haftada bir yapılır.

Gezi: İstişarelerde yukarıdan verilen emirler doğrultusunda bazen orman içine, bazen deniz kenarına, bazen tarihi yerlere, bazen de hamam veya uzaktaki bir lokantaya yapılan toplu gezilerdir.

Keyfiyet: Sohbet abisi ya da istişare abisinin grubundan istediği haftalık yapılacaklar listesidir. Listede oruç tutmak, Hocaefendi kitaplarından en az belli sayıda sayfa okumak, Risalelerden en azı belirlenmiş sayfalar okumak, Kuran-ı Kerim’den yine en azı önceden belirlenmiş sayfalar okumak gibi manevi sayılabilecek işler yanında maddi faaliyetlere de yer verilir. Bunlar ise Sızıntı abonesi yapmak, Zaman abonesi yapmak, Fethullah Gülen’in kaset ve kitaplarını ücretsiz olarak eşe dosta dağıtmak gibi faaliyetlerdir. Verilen bir nevi çeteledir.

Risale: Risale-i Nur’un kısaltmasıdır. “Kırmızı kitap” da denir.

Müspet: Kelime, Fethullahçı bir zihnin kafasındaki kesin ayrımı ifade eder. Buna göre; Fethullahçı olan herkes müspettir. Ayrıca geniş dairede, ağabeylerden gelen(yani Fethullah’tan) bilgiler ve yönlendirmeler doğrultusunda başka cemaatlere mensup kişiler de bu tanımlamaya zaman zaman girer. Ama burada önemli olan müspet olmayanların durumudur. Onlar “solcu, komünist, kom…” gibi tanımlamalarla müspet kimselerden kesin bir ayrımla ayrılırlar. Bu ayrım siyahla beyaz kadar nettir.

Solcu: Müspet kelimesinin karşıt anlamlısıdır. Eğer bir kişi bu tanımlamaya girmişse ona karşı tüm örgüt ortak bir tavır takınır. Bilenler bilmeyenlere bu bilgiyi(tanımlamayı) derhal iletirler. Örgüt, bu yaftayı yapıştırdığı insanlarla en hafifinden ilişkisini keser, ilerisinde ise akla hayale gelmedik yöntemlerle o kişiyi tüketmeye, bitirmeye, silmeye çalışır. Tabirin eş anlamlıları; komünist, kom gibi kelimelerdir.

Esnaf Ağabey: Okumayan, daha çok küçük ya da orta ölçekteki işyeri sahibi sohbetlere devam eden kişi.

Mütevelli Ağabey: Esnaf Ağabey’in istişarelere katılmaya hak kazanmış ve sorumluluk yüklenmiş, bu anlamda “işi bilen” sınıfına yükselmiş hali. Para ve her türlü maddi-manevi desteğini esirgemeyecek hale getirilmiş insan.
Gazete: Zaman Gazetesi. Örgütün temel yayın organı. Tirajının cemaat içinde ayrı bir önemi vardır.

Sızıntı: Dergi faaliyetlerinin en önemli sac ayağı. İsteyen istemeyen, abone olan olmayan, herkese ama herkese ulaştırılması istenir. Yılbaşına yakın abonelik koçanları gelir. Herkesin sayısı bazen binlere varabilecek şekilde abone kazandırması beklenir.

İmam: Faaliyetlerden sorumlu kişi. Yetki alanı bir üstü tarafından belirlenmiş yürütme işinin temel birimi. Her evden sorumlu olan kişi bir “ev imamı”dır. Yine her “semt”den, her “bölge”den, her büyük bölgeden, her okuldan, her devlet dairesinden, her istişareden, her sohbetten sorumlu olan bir “imam” mutlaka vardır.

Kolejler: Fethullahçı özel okullardır. Cemaat içindeki insanlardan çocuklarını buralara göndermeleri özellikle istenir. Hatta okulların tanıtım faaliyetlerine katılmaları beklenir. Bu okullardan “bazıları”: Nilüfer, Fatih, Samanyolu, Yamanlar, Serhat, Şule ve Işık kolejleridir.

Müceddit: Peygamberden sonra her asırda geldiğine inanılan din âlimi. Said Nursi’nin mücedditliği tartışılmaz bir hakikat olarak evlere gelenlere anlatılır. Fethullah Gülen’in de böyle olduğu da bazen gizli, bazen de açıkça vurgulanır.

Hidayet: Fethullahçılığa erenlere, durumu kabul edip itaat edenlere yakıştırılan, anlamına bu yönde özel bir anlam yüklenmiş bir sıfattır. Bu özel yüklenen anlam, gerçek anlamının ötesinde psikolojik olarak kalıntı bırakma ve çağrışım yoluyla kafaların elde edilmesinde kullanılır. Bir kişiden nefret bile edilse “Allah hidayete erdirsin” denilerek bilinçli ve son derece ince bir hesap güdülerek bir anlamda ilk tohumlar atılır. Bu, insanların düşmandansa en azından sempatizan ya da etkisiz eleman olarak kalmalarına da bir kapı açmaktır.

İrtibat: Dar anlamıyla Fethullahçı olan herkesin düzenli olarak birbiri ile irtibatta olması beklenir. Sohbetler, istişareler, maçlar, geziler hep bu amaçladır. Ağabeyler ve ablalar ilgilendikleri kişilerin evlerine, iş yerlerine sık olmasa da ziyaretler gerçekleştirirler. Telefon açmalar, kısa mesajlar, e-mailler ile hep hatırda tutuldukları vurgulanır. Bu anlamda örgüt kişileri çok zor gözden çıkarır. Hele o kişi örgütün ilerlemesi için gerekli olan para, maddi- manevi güç, başarı gibi vasıflara haiz ise irtibat asla koparılmak istenmez. Bu kelimenin geniş anlamı da herkesle olan münasebetleri işaret eder. Herkesle bir gün faydalanmak gerekçesiyle iyi ilişkiler kurulur.

Şer Odakları: Bunların en başında Türk Silahlı Kuvvetleri gelir. Daha sonra o günün şartlarına göre
Fethullahçılıkla uğraşan gerçek ve tüzel kişilerin tamamı bu sınıflamaya girer. Tabirin eş anlamlıları “solcu, komünist” ve duruma göre de “ateist”dir. Kamuoyunda da “bizimle komünistler uğraşır ancak” diye toplu şartlandırmalar yapılır.

Beton Kemal: Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya takılan adlardan biri. Diğerleri de “Musti, Kefere, Deccal, Öküz Aleyhisselam, Öküz Kemal, Kemal Ağa”dır.

İlim: Bilinen manadaki bilimden farklıdır. İnsanı Allah’ı bilmeye, tanımaya gotüren pozitivist olmayan bilgidir. Fethullahçılara göre bilim yanılır ama ilim asla yanılmaz.

Maklube: Fethullahçıların özel yemeği. Tencerede pişirilir. Katmanlar halinde pirinç pilavı, patates ve et ile yapılıp tencerenin bir tepsiye ters çevrilmesiyle devam edilir. Ortasında bu yemek bulunan tepsinin kenarlarına doğru, ışınsal şekilde yoğurt ve salata eklenip tekrarlanarak servis edilir. Yemeğin içine konan 2 ya da 3 adet nohut tanesinin kime çıktığına bakılarak “Güllüoğlu”ndan tatlı ısmarlaması beklenir. Anlaşılacağı gibi kaynaştırıcı ve paylaşımı ön plana çıkaran bir nevi merasimdir.

Himmet: Toplu para toplama merasimi. Genellikle ABD’den gelen ve ayağının tozuyla sohbet veren bir “önemli
abi”nin vaizliğinde gerçekleşen “dokunaklı ve gözyaşı yüklü” bir sohbet sonrası katılımcılardan herhangi bir makbuz, belge karşılığı olmaksızın para toplandığı törenvari toplantılar. Bu toplantılarda gelecek dönemde verilecek paraların da sözü alınır.

TÖV: Örgütün yayınevlerinden birinin adıdır. “TÖV’den okumak ya da TÖV okumak” diye bahsedilen ise Fethullah Gülen’in kitaplarını okumaktır.

Gönül Eri: Fethullah Gülen’in “ağabey” tanımıdır. “Muhabbet fedaisi, kalp insanı, hizmet eri, ışık eri, ışık süvarisi” gibi başka tanımlamaları da hep bu kişileri işaret eder.

Altın Nesil: Fethullah Gülen’in tasvirlerinde “bir eli Kuran’da, bir eli bilgisayarda olan” diye de bahsettiği, kendisinin izinde yürüyen ağabeyler-ablalar topluluğu. Diğer adı “Beklenen Nesil”dir.

Başyüceler: Fethullah Gülen’in “en iyi gönül eri” tanımına girenler.

Talihsiz Dönem: Fethullah Gülen’in Cumhuriyet Türkiye’sine taktığı isimlerden biridir. Diğerlerini de “karanlık ya da upuzun hicranlı dönem” diye kitaplarında bol bol kullanır.

Karşı Cephe: Fethullah Gülen’in önceleri laik kesim için kullandığı, şimdilerde kendisine karşı olan herkesi dâhil ettiği insanlardır. Sık sık aynı anlamlı olarak “hasım cephe” tanımını da kullanır.

Karşı Cepheye Aksiyoner Tavır Almamak: Bu cümle çok önemlidir. Çünkü Fethullah Gülen’in burada 1950′li yıllara atıfta bulunarak Said-i Nursi’yi “karşı cepheye aksiyoner tavır almamak” gerekçesiyle üstü kapalı eleştirir. “…50′li yıllardan bu yana tam 40–45 yıl geçmiştir. O dönemde, 10 yaşında olanlar, şayet mevsimi geldiğinde üniversite okusalardı, şimdi zirvelerde ya da zirveleri zorlayan konumlarda olacaklardı. 20 yaşında olanlar 60–65 yaşında olacaklardı ki bu da onların başbakanlar, reis-i cumhurlar seviyesinde en olgun dönemlerini yaşıyor olmaları demekti” ifadesi ile devleti diğer önemli mevkileriyle en üst düzeyde ele geçirmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.

Maarif: Fethullah Gülen’in çok önem verdiği Milli Eğitim Teşkilatı. Fethullah Gülen burayı ele geçirilmesi ve elde tutulması çok önemli kalelerden biri olarak sayar.
Mabede Giden Yolların Kapatıldığı Zaman Dilimi: Fethullah Gülen’in Atatürk ve İsmet İnönü dönemini kastettiği zaman aralığı.

Makam Ve Mevki: Fethullah Gülen’in başta devlet kademeleri olmak üzere öncelikli hedefidir. Bu bir ilk hedeftir. Tamamı tüm devleti, tüm kurumları, tüm dış devletleri ve dünyayı ele geçirmektir. Buna göre; makamlar öncelikli, kişiler ikinci plandadır. Bu nedenle kişiler makamlara tercih edilmekte ve gerekirse ya da herhangi bir nedenle güç durumda kalındığında kişiler feda edilerek yerlerine hazır tutulan kendilerinden olan kişilerin getirilmesi için yoğun çaba sarf edilmektedir. Mümkün olmaması halinde mevcut bürokrat ya da siyasetçilere hoş görünmek suretiyle kendi tabirleriyle ‘Kullanabildiğin sürece ya da sana zarar vermeyecekse istifade et’ taktiği ile yönetim kademelerini kontrol altında tutmaya çalışmaktadırlar.
Kandan İrinden Deryaları Geçmek: Fethullah Gülen’in yazılarında ve vaazlarında sık sık kullandığı bu tabir adeta bir slogandır. Tam cümle şudur “Hizmet insanı gönül verdiği dava uğrunda; kandan, irinden dar yolları, deryaları geçip gitmeye azimli ve kararlı; varıp hedefine ulaştığında da sahibine verecek kadar olgun ve yüce yaratıcıya edepli ve saygılı, muvaffakiyetinden ötürü alkışlayacağı kimseleri de putlaştırmayacaktır”. Görüldüğü gibi hem mücadelenin tarzını anlatmakta, hem de lidere tabi olmak suretiyle ondan “irşad” ve emir beklemeyi telkin ettiği açıkça ortadadır.

İrşad: Adam kafalamanın, ilgilenmenin en kibar ve akademik söylemidir. Burada da sözcüğe asıl anlamının üstünde özel bir anlam yüklenmiştir. Kastedilen “irşad” şahısların Fethullahçılık yoluna yöneltilmeleridir.

Tebliğ: İrşad gibi anlamına ek bir anlam yükleyerek kullanılan bir diğer tabirdir. Burada da ek anlam gerçek anlamın ötesindedir. Yani kastedilen Fethullah Gülen’in mesajının duyurulmasıdır. Bu anlamda insanları Fethullahçılığa davettir.

Tesbihat: Vakit namazlarından sonra toplu olarak yapılan zikir ve dualardır. Cemaat içinde bunları ezbere bilmenin ayrı bir yeri vardır. Şakirtlikte ilerleyenlerin bunu ezbere bilmesi beklenir.

Şefkat Tokadı: Fethullahçı yapılanma içinde verilecek her türlü tavizin önüne geçmek için kullanılır. Buna göre Fethullahçılık faaliyetlerinde her türlü ihmal, verilen görevi savsaklama, başkaldırma durumlarında Allah uyarı olsun diye kulunu geçici bir süreliğine cezalandırır. Kişiden de bu mesajı alması ve haline çekidüzen vermesi beklenir. Fethullah Gülen bu durumu “Kutlu Nebi’nin davasına gönül vermiş zamanımızdaki hakikat yolcuları için de şefkat tokatları her zaman söz konusudur. Zamanımızda ise bu kudsî hamûleyi üzerine alanlar, bu nimetin şuurunda olarak, insanlık adına yaptıkları vazifelerinde ülfet, ünsiyet ve ihmale katiyen yer vermemelidirler. Aksi takdirde şefkat tokatlarının gelmesi kaçınılmaz olur.” şeklinde anlatır.

Allah Nurunu Tamamlayacaktır: Cümle bir Ayet-i Kerime’den alıntıdır(Saf 61/8). Tam şekli “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” halindedir. Fethullah Örgütlenmesi morali bozulan elemanlarına ümit aşılamak ve davalarının ne kadar hak bir yol olduğunu anlatmak için sık sık bu ifadeyi telkin eder. Burada amaç “Siz Fethullahçılığa devam edin, gerisini merak etmeyin.” fikrini zihinlere yerleştirmektir.

Teheccüd: Gece uykudan kalkılarak kılınan namazdır. Bu konu ayrı bir önem arz eder. Evlerde bir gün bile kalınsa “teheccüd”e kalkılması misafirlerden çoğu zaman beklenen bir şeydir. Evlerde her gün kalkılmamasına rağmen, misafir olarak kalındığında çoğu zaman gece ibadetine kaldırılırsınız.

Kavmiyet Fikri: Bu deyiş kapalı olarak Türk milliyetçiliğini işaret eder. Milliyetçiliğin her türlüsü, ki buna Atatürk ilkelerinden biri olanı da dâhildir, nefretle karşılanır. Mücadele edilmesi gereken temel fikirlerden biri olarak telakki edilir. Ama gerektiğinde en öde giden milliyetçiler de yine Fethullahçılar olur. Fethullah Gülen bir anda karşımıza bayrağımızı dünyanın dört bir yanında dalgalandıran, Türkçenin tüm dünyada konuşulmasını sağlayan, Türkiye ve Türklük için ömrünü feda etmeye hazır, ölse bile bu topraklara gömülmek isteyen milli ve ulusalcı bir şahsiyet olarak çıkar.

Hicret: Fethullah Gülen’in yeni anlam yüklediği kavramlardan biri daha. Kavram Fethullah Gülen’in Amerika’ya gidişinden sonra çıkarılmıştır. Dinin Türkiye sınırları içinde rahatça yaşanamadığı, yayılamadığı bu sebeple başta Amerika olmak üzere çeşitli ülkelere göç etmek gerektiği mesajına dayanır. Gidilen ülkelerde çevreye karşı nasıl tavır alınacağı, neler yapılacağı, hepsi önceden kararlaştırılmıştır.

Amerika: Fethullah Gülen’e bağrını açmış bu toprakların örgüt içinde başka ve özel bir anlamı vardır. Fethullah Gülen’in “buralara gelin” çağrısıyla adeta ABD’ye gitmek en kutsal yerlere gitmek kadar önemlidir. Zaman gazetesinde, 4 Eylül 1997 tarihinde “İnanmış bir insanin Batı karşısında, Batı’yla entegrasyon karşısında, Amerika’yla entegrasyon karşısında olması katiyen düşünülemez” şeklinde batı dünyasına nasıl tavır alınması gerektiği konusundaki söylemini tamamlayan şu sözleri de niyet belirtmesi açısından oldukça açıklayıcıdır “Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, Amerika ile çatıştığınız surece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz”. Ayrıca Fethullah Gülen’in “Dünya Gemisinin kaptanı” olarak nitelediği ABD’yle asla ters düşülmemesi gerektiğini de sık sık vurgular.

Hoşgörü-Diyalog-Huzur İklimi: Bu tabirler Fethullah Gülen’in örgütü dışarıya tanıtmak için kullandığı ve kullanılmasını istediği bir nevi ambalaj laflardır. Bu aynı zamanda örgütün çoğu kuruluşunda sloganlaşmış, amblemleşmiş bir felsefenin de çekirdeğini oluşturur. Bu felsefe diğer insanları mümkün olduğunca ürkütmemek, düşman kazanmamaktan başlayıp insanlardan cemaat için kazanılacak en üst faydalara kadar giden yolu gösterir. Örgütün temel savunma mekanizması ılımlı İslam üzerinde durur. Örgüt kendini “Türkiye’nin adını duyuran, çocukları ve gençleri uyuşturucu, alkol gibi kötü alışkanlıklara düşmekten kurtaran, insanlara Allah sevgisi, iman aşılayan, radikal Müslümanlığın alternatifi” olarak tanıtmaktadır. Örgüt kendini asla “örgüt, tarikat, Fethullahçı” olarak tanıtmaz. Bir “gönüllüler hareketi, Asrın Dertli İnsanı’nın tavsiyelerini dinleyen yüce mefkûre insanları, Hocaefendi’nin irşadıyla hareket eden yüksek kametler” gibi tanımlamalar yapar. Tanımlardan da anlaşılacağı gibi bu izahların da hepsi Fethullah Gülen’e aittir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Neresinde bir Türk varsa Yeryüzü Küresinin….
Sınırı ordan başlar Bozkurt mefkuresinin…
Yürü sensin umudu bütün esir illerin…
Yürü nutku tutulsun Emperyalist dillerin....
Börü_Bilge
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 249



« Yanıtla #18 : 01 Şubat 2012, 06:43:27 »

Cemaat evleri...

Laiklik karşıtı dini karargahlar, ödev evleri, Fetullah Kampları, Yatılık evleri olarakta bilinmekte.

Geneli taşradan gelen maddi olanakları kısıtlı öğrencilerin doldurduğu evler olmakla beraber dini açıdan ailelerin çocukları için iyi olacağını bazı olumsuzluklardan kendilerini soyutlayacaklarına inandıkları askeri bir kamp niteliğinde olan evlerdir... Ayrica giden çocuklarin coğu ailevi baskısı ile gitmektedir. Bir çok çocuk ( özellikle okulda başarılı olan çocuklar ) aileleri para karşılığında dine bağlanarak, kadınlar başını örterek ve çocuklarını bu okullara yatılı evlere gönderme karşılığında ailelerin maddi sıkıntısı giderilmekte, iş yeri kurumunda yardım, ev alınımda parasal yardım yapan bir oluşumdur. Bu okullara giden her başarılı çocuğu kendilerine çekemiyorlar tabiki. Iclerinde hangi aile parasal eğlimi varsa özellikle o çocuklarda odaklanılmakta. Eğerki çocuk okulunda çok başarılı ama ailesi maddi yada manevi ele geçirilemeyecek bir bilgi içindeyse ailenin çocuğunu ufak ufak aşilayarak aileden koparıyorlar.

Burada silahın yerini din almıştır. Öğrencilerin yaşları 15, 16 veya aşağısı olmasi çok önemli. Sayet ağaç yaşken eğilir mantığı ile çocukların gelişim çağında beyin yıkama faliyetleri ve akımları bu yaştaki çocuklarda daha hızlı sonuclar vermektedir. Öğrencilere her türlü imkanı gayet uygun fiyatlarda sağlayarak onları sosyal hayattan soyutlamak ve tamamen asosyal insan statüsüne ulaştırmak.Tabi bunu yaparak farklı alanlarda onların beyinlerine aşılanmak. Öğrencilerin yarısından fazlasi bursludur ve Gülen okullararına ve bu ödev evlerine gitmeleri mecbur bırakılmaktadır. Bu arada aileler sohbet adı altında günler düzenlemekte, kadınlar tabiki ayrı bir evde toplanırken, kocaları/ erkekler aynı gun ve saatte başka bir evde toplanıp dini sohbetler, gülenin kuran kitabı ile dualar ve beyin yıkama seyansları sonrası “ allah rizasi” diyerek gelenlerden para toplamaktadırlar. Toplanan para sizce gercekten fakir ile yoksulamı gidiyor? Evetse bu kurum nasıl her bir ilcede dünyanın her yerinde yatılı bu evlere sahip?? Hoca dedikleri dini büyükleri sohbet evini terkettikten sonra kadınların bir anlık dini sohbetleri dedikoduya cevriliyor ve kim hacca gidip kac valiz sigara getirdikleri ( ticaret olarak ) kimin kocasının hangi bölgesine ne iynesi batmış, hangi ünlüyü seyrettiten sonra güsul abdesti aldıklarını konusup gülüsüyorlar. Erkeklerin sohbet evinde cinsellik içerikli izleti seyretmiyorlarsada şaşırmam? çocuklar tabiki alışa gelmis beyin yıkama döneminden geçtikten sonra artık tamamen gülen ve yandaşlarına aittir. Ailelerden koparılmış, asosyasallasmis gençlik sadece gülen ve öğrenim gördükleri yönde köleleşmiş, körleşmiş ve gelecek yeni nesilleri eğitim icin yönlendirilmişlerdir. üniversitede sececekleri meslek alanları bile abileri, ablaları yada hoca dedikleri din büyükleri tarafından secilmekte ve yönlendirilmektedir. üzerinde yoğunlaştıkları bölümler, Hukuk, Ilk öğretim, Siyaset ve askeri alanlardır. Niyemi, Oldukca açik devlet kurumlarının her alanını kendi insanlarini yerlestirerek kütle kurmak ve her alandan idareyi ele almaktır. Abi ve Ablalık mertebesine ulaşmış çocuklar dünya seyhatlerine gotürülür tabiki once durak Türkiyedir!.. Mekke den tutun müslüman olan bütun ülkelere giden çocuklar “Müslümanlığı dağıtmaya” diye gotürülüyorlar. Kimin ve neyin parası ile? Bu çocuklar sadece eğitim yönü ile değil ilerde evlenecekleri kişiler bile onlar icin secilmis ve ayarlanmıştır.


Bir atasözü der ki;üzüm üzüme baka baka kararır...

Madem öyle kendini müslümanlığın bekçisi olarak ilan eden bu kişiler abiler ablalar çatısı altında gençleri kampa alırken kendileri neden henüz müslümanlığın gereklerini tam anlamıyla gerçekleştirmiyor? Ve nicin kapali kapilar ardinda yapiliyor? Nicin fakir ve yoksula diye topladiklari paralar acik acik banka fondlarinda degil ama hep ücüncü sahislar kendi banka hesaplarinda tutuyor? Ve bu kisi hala Amerika'da yaşıyor...Peki neden??? Amerika Penslyvania eyaletinde kendini ne kadar güvende hisedebiliyor. O ülkeye gitme nedeni sağlık mı yoksa Türkiye sınırları içinde yaşatılmayacağından mı? Egerki o kadar müslüman ise sohbet adı altında bunu gerçeklestiren ailelerin evlerinde ve yurtlarında nasil kendi yazdığı kuranı okutabiliyor ve muhammede inen kitabı kuranı kerimi böylesine hadsizlik ve suursuzluk edebiliyor? Bu nasıl bir çeliskidir? Kendini peygamberle eşmi koşuyor? Sayet oyle ise neden müslümanlık? O zaman Gülenlik veya Feytullahlık diye kendi dinini icat edebilir ve yandaşları ve takipcileri bunun üzerine yoğunlaşarak itaat edebilirler....Bir dikkat cekmek istediğim diğer nokta ise dünyanın bir çok ülkesinde açmış olduğu okullar neden “Türk” okulları olarak anılmakta? Bildiğimiz kadarı ile bu okullar özel kolejler. Neden F.Gülen universitesi veya okulu, koleji değilde “Türk” okulları?  Türk devletine ait devlet okulu değil bu okullar? F.Gülenin mal varlığı olmadığından bahsediliyor ve emekli maaş ile gecindiği. Peki vergi amacı ilemi bu okulları ve cemaatin mal varlığını üçünçü şahıslar üstlenmis durumda? Türk okulları diye adlandırdıkları okullar Türkiye Cumhuriyetinin devlet okulu olmadığına göre bunun için Türkiye Cumhuriyeti F.Gülen ve cemaati okullarında Türk ismini kullandığı icin herhangi bir gelir veya vergi almaktamı bu kurumdan? Türkiye Hükümeti tarafindan koruma gördüğü içinmi Türk okulları olarak biliniyor?
Yavaş yavaş iran rejimine doğru giden bir ülke sinyallerini yakan Türkiye'de laikliğe ambargo koyanlara müsamaa göstermek ne kadar doğru bilmiyorum ama birilerinin uyanması ve artık haddini bil demesi gerekir bence...

01.02.2012
Börü_Bilge

Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 07 Şubat 2012, 02:00:37 Gönderen: Börü_Bilge »
Kayıtlı

Neresinde bir Türk varsa Yeryüzü Küresinin….
Sınırı ordan başlar Bozkurt mefkuresinin…
Yürü sensin umudu bütün esir illerin…
Yürü nutku tutulsun Emperyalist dillerin....
ANKARALI GÖKTÜRK
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.323


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #19 : 02 Şubat 2012, 13:27:49 »

            Kandaşlarım bu konuya değerli yazılarıyla ve bilgileriyle ciddi katkı yapmışlar. Onlar işi oldukça açarak toplumu ve bizleri bilgilendirme yolunda kazanç sağlamışlardır. Malum şahsın ermeni olma olasılığı gün gibi aşikardır. Ayrıca böyle adam ve yandaşları Türk olsalar kaç yazar ! Acuna çöreklenmiş sistemleriyle kime hizmet ettikleri belli olmayan yapılarıyla Türkeli için en büyük tehdit bunlardır. Bu kişi gerçektende din kisvesi altında milyonları etkilemeyi başarmıştır. Din olgusunun kişileri nasılda farklı bir ortama ittiğini heryerde görüyoruz. Bunu kullanan çok topluluk olduğu halde ne hikmetse bunlar hepsini geçmiştir.   Türkeli'nde epey çalışmalarla ön sıraya çıkmışlardır. Turan coğrafyasında korkunç bir ivmeyle etki yapmayı başarmışlardır. Bu tehlike Ülkemiz içinde en büyük tehdittir. Osmanlının devşirme sistemini yok eden o değerli Başbuğ devrimleriyle Türklüğü yeniden diriltmiştir. Buna karşı duruşların devamı ve en güçlüsü şu an bunlardır. Özellikle islamı savunduklarını söyleyen bunlar, islamın diğer dinleri onaylamadığını unutmuş gözükmektedir. Diyalogcular da denen bu toplum dev bir dinamitin pimiyle oynamaktadır. Tamamen Türkçü düşünce ile kurulan Türkiye bozuk düşünce sahiplerinin etkin ve haince çalışmaları ile çok tehlikeli bir duruma düşürülmüştür. Geçmişte moskof tehlikesi denen oluşum şimdilerde çok daha tehlikeli bir hale gelmiştir. Dinin kişilerin yüreğinde yaşadığını ve toplumsallaştığında çoğunlukla erezyona uğradığını her dönemde görüyoruz.
             Okullar kurarak hizmetler verdiğini düşündüren bu kişi oralarda da bazı eylemleriyle Türklüğe çalıştığını göstermekte bunuda farklı soylara dilimizi öğretmekle, İstiklal marşları söyletmekle yapmaktadır. Bu çok düşündürücüdür. Bizim kanla yazdığımız İstiklal marşımızdan başkalarının övünç çıkarması ne anlama geliyor. Yada dilimizi birilerine öğretmek ne anlam taşıyabilir ? Ha ! şu olur ki ingilizcenin acun dili olması gibi bir anlam taşısın ! Ama hayır. Çünkü bizler onlar kadar yayılmadan acuna egemen olmadan buda anlamsızlaşır. Demek oluyor ki gayeler başka türlü olmalıdır. abd denen soyu olmayan devletin içinde çöreklenen  ve orada rahatlıkla iş bitiren ve kendine acınma yarattıran zihniyetin iyi bir zihniyet olduğunu savunmak sadece saflık değil ayrıca kötü düşüncelerinde ortaya çıkmasıdır. Budunumuzun bilinen bir gerçek olarak dine düşkünlüğü vardır. Bu zaafı her dönemde kullananlar oldu. Buda son dönemin en güçlü örgütlenmesi olarak ortaya çıkıyor. Dinler kişilere kesinkes usu öğretiyor. Her dinde bu vardır. Usu olmayanın dinide olmaz derler. Ancak görülen o ki her dönem bu konuda Budun sıkıntı çekmekte ve yolunu şaşırmaktadır. Kendi savundukları dinin bile öğretisinden uzak olan bir toplum nasılda toplumda rağbet görüyor bu hayret vericidir.
              Bunların dinle minle ilgileri olduğunu savunmuyorum bile. Bu toplum nereden vuracağını bilen çaşıtların işi olmalı. Hemde o basit çaşıtlardan değil. Acunu bir düğmeye basarak yıkan yakan çaşıtlar ! İçimizde k, albızlar bizi yolumuzdan etmeye çalışmakta oldukça başarılı bir durumdalar. Ancak Türkçü bu olayları derinlemesine anlayarak ve çözümleme yaparak bir yola varacaktır. Elbet Ulu Başbuğ'da bu sıkıntıları yaşadı. Yok olmaya yüz tutmuş bir toplumu buduna döndürdü. Bu kolay mı oldu ? Şimdi de bu korkunç küresel tehlikeye karşı hem bilinçle hem yürekle karşı koyacağız. Küresel egemen güçler bizi yıktı sansa da küllerinden doğmayı en çok bilen bizleriz. Türk kutlu adıyla uğraşta her an olacaktır. İç ve dış yağılar bize Başbuğ tarafından anımsatıldı ve uyarı zamanında yapıldı. Yani bizler bunu Onun dilinden biliyoruz.

               ''Kahramanı çok olduğu kadar hayini ve gafili çok olan bir milletiz ''           Başbuğ Atatürk
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 12 Şubat 2012, 13:03:10 Gönderen: ANKARALI GÖKTÜRK »
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 8
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.19 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.378 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.018s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.